17 Eylül 2020 İstanbul saatine göre 13.00’de 25 derecede Başak burcunda bir Yeniay gerçekleşecek.Anın yükseleninde 11 derece Yay Burcunu görüyoruz.
Yeniay dönemleri yaşamlarımız için önemli başlangıç evreleridir.Özellikle yeniaydan üç gün sonra oluşan hilal fazı başlangıç yapmak adına en olumlu dönemdir.Başak yeniayları ise bir fikri eyleme döktükten sonra sağlayacağımız istikrar açısından bizleri toprak enerjisiyle daha fazla destekler.
Başak burcu astrolojide ;somut olan herşey,nesnellik,maddi güvence isteği,çalışma-hizmet sektörü ve buradaki eğilimler,bireysel sağlık ve sağlık sektörü,mükemmelliyetçilik,keşfetmek, detaya inmek, hiperaktivite,bize hizmet veren kişiler vb. konularla doğrudan ilgilidir. Yarım kalmış işlerimizi tamamlamak, sağlıklı yaşam için uyguladığımız rutinlerine kaldığımız yerden devam etmek adına uygun bir zaman diliminde olacağız.Uzun zamandır askıya aldığımız işleri tasnif etmek isteyebilir,detaylara odaklanarak ve prensipli şekilde günlük düzenimizi tekrar işlerimizin etrafında şekillendirebiliriz. Yeniay sürecinde zihinimiz daha mekanik çalışacaktır.Bu dönem çevremizde gelişen her şeye daha eleştirel yaklaşabiliriz fakat yeni bir ilişki başlatmamız durumunda daha akılcı ve sağlam temellere dayanacağını söyleyebiliriz.Bu konumlanmanın gölge tarafı mükemmeli aramak olacaktır.Unutmamalıyız ki mükemmel yoktur ,bu sadece bir algıdır. İnsanın her zaman eksik bir parçası olmak durumundadır ve tekamülü için gereklidir.
Satürn , Yeniay’a trine açıda bulunduğundan disipline olmamıza büyük katkı sağlayacaktır.Zihinsel olarak dağılan parçaları toplamak,rahatsız olduğumuz durumları(bağımlılık, yeme bozuklukları vb.) değiştirmek, enerji alanımızı düzeltmek için çalışmalara başlamak için de ideal enerjilerle çevrili olacağız. Yeni bir iş girişimi ya da iş alanımızı değiştirmek,kronik sağlık sorunlarımız için alternatif tedavi arayışları, yanımızda çalışan kişiler ve ev hayvanlarımız da bu dönem odak noktamızda olabilir. Fakat, burada dikkat etmemiz gereken bir Neptün etkisi bulunmakta.Yeniay derecesi Neptün ile karşıt açıda bulunuyor.
Neptün,Venüs’ün bir üst oktavı olduğundan bağımlılıklarımıza sıkı sıkıya sarılma,tembellik eğilimi,kurban psikolojisinde kaderine razı olma ,gizlilik ve çekincelerle gelen arka planda kalma isteğini tetikleyebilir.Bu da eyleme geçmeyi engelleyebilir. Başlangıç yapmak ,dönüşüm isteğimizi somutlaştırmak gibi konularda zorluklar yaşayabiliriz. Eylemsizlik arzu çalmaz.Evrende, hareketin önüne geçerek bir şeyleri durdurmaya çalışmak boşunadır. Zira, gördüğümüz kaya parçası ve hayal ettiğimiz kaya parçası temelde aynı şeylerdir. Eğer bir şeyleri bırakmak, değiştirmek istiyorsak harekete geçmeli bunu yine iyi eylem (karma yoga)yoluyla yapmamız gereklidir.
Yeniay etkilerinin devam edeceği yaklaşık on beş gün boyunca bir şeyler bizi bırakmaya bir şeyler de azim ve kararlılık göstermeye teşvik edecektir. Bu kombinasyonun olumlu tezahürü, kendimizi bir konuya adamak, fedakar bir şekilde görev ve sorumluluklarımıza odaklanmaktır. Böylece rüzgarı arkamıza alabiliriz.
Yine an haritasına baktığımızda yükselende Yay burcu ve yöneticisi Jupiter’in konumlanmasına bağlı olarak ülkemiz adına dış ülkelerle ilişkilerde gerginlikler,basın-yayın sektörüyle ilgili gergin ve kısıtlayıcı gündemler ,çalışma ve eğitim konularına ilgili revizeler,yolculuklara dair kısıtlamalar ve sağlık konusunda düzenleyici adımlar getirebileceğini görüyoruz.Haritada var olan Jupiter-Merkür karesi özellikle bilgi kirliliğinin yaşanabileceğinin altını çiziyor.Bu süreç tam bir “Cadı avı” şeklinde gelişebilir.
Bireysel anlamda kendimizi bir sonraki aşamaya taşımak, büyümek ve genişlemek için sorumluluk almaya istekli olmalı, fedakar ve egosuz bir şekilde gerekeni yapmalıyız.Enerjiyi olumlu kullanmak için başkalarına da söz hakkı tanımamız ,her görüşü sevgiyle kabul etmemiz gerektiğini ve her insanın kendi içerisinde bir evren taşıdığını unutmamalıyız.Aynı zamanda bilmeliyiz ki, çevremizde var olan her şeyin bizim birer yansımamızdır. Yeni bir vizyon kazanmak adına etkileri devam eden Venüs/Uranüs karesini kullanabilir ,gelenekselliğin ve bireyliğin kısıtlayıcı ilişki modelinden özgürleşebiliriz.Bunu ifade ederken kolektif bir uyum anlayışını benimseyebilirsek liberal ilişkiler kurabiliriz.Boylelikle, Aralık 2020’de Jüpiter ve Satürn kavuşumuyla başlayacak Kova döngüsünün güçlü enerjisiyle uyumlanmamızı da kolaylaştırmış oluruz.
Fakat aynı zamanda gölge kullanımında var olan ilişkilerden aniden kopma,özgürleşme,yeni deneyim alanları yaratma arzumuz tavan yapabilir.Özgürlüğü kaybetme korkumuz nedeniyle gerçek ilişki modelinden uzaklaşabiliriz.Sıradışı olanı arzulayabilir,sıradan diye nitelendirdiklerimizi küçük görebilir,esneklik payı bırakmadan kesin ve benmerkezli kararlar alabiliriz. Varyasyonlarımız üzerinden büyük yanılgılar yaşadığımızı düşünebiliriz.Saturn’e kare yapan retro Mars tepkilerimizi güçlendirebilir ve amacımıza ulaşmak, duvarları yıkmak adına daha saldırgan davranma eğiliminde olabiliriz. Sadece farklı olmak ya da öyle görünmek uğruna ani çıkışlardan kaçınmalı ve özellikle maddi kaynaklarla ilgili problemlere daha akılcı yaklaşmalıyız.
Tüm bu etkileri de işin içine kattığımızda,ülkemizin diyalog içinde bulunduğu ülkelerle yapılacak anlaşmalar ülke prestijine ters etki yarattığı gerekçesiyle ve kısıtlayıcı nitelikleri nedeniyle reddedildiğini görebiliriz. Sanatçıların ekonomik sebeplerle yaptığı protestolar artabilir, gündem yaratabilir. Borsa, para piyasalarında büyük hareketler, dalgalanmalar görülebilir. Kadın ölümleri ile ilgili ani gündemler oluşabilir. Neptün karşıtlığı denizlerle ilgili doğa olaylarını tetikleyebilir.
Asteroid kuşağı, Mars ve Jüpiter arasında yer alır. Aslında bunun sembolik bir anlamı olduğu söylenebilir çünkü bu konum tam da kişisel gezegenler ile sosyal/dışsal gezegenler arasında bir “ara bölge” oluşturmaktadır. Kişisel düzeyde kontrol edilmesi güç transandantal gezegenler Uranüs, Neptün ve Pluto’nun aksine, asteroidler kişisel seviyede kullanılabilir. Bu sebeple asteroidlerin keşfi ve astrolojide kullanımı, daha önce erişimimiz olmayan bazı arketipleri artık kişiliğimizde bütünleyebilmemizi vaad etmektedir. Bu asteroidlerin arketipleriyle tanışmadan önce, asteroidlerin astronomisine, yani somut gerçekliğine bakalım.
Mars ile Jüpiter arasındaki asteroid kuşağında yaklaşık 1.9 milyon asteroid yer alsa da, tüm bu asteroidlerin kütlesinin yarısını Ceres, Vesta, Pallas ve Hygeia oluşturur. Tüm asteroidlerin kütlesi Ay’ın %4’ü kadardır.Bu 4 asteroid 1801 ila 1807 arasında keşfedilmiştir. İlk keşfedilen asteroid Ceres, 1 Ocak 1801’de Giuseppe Piazzi tarafından ilk defa gözlemlenmiştir. Ceres, asteroid kuşağındaki en büyük cisimdir. Bütün asteroid kuşağının kütlesinin üçte biri Ceres’e aittir. Ceres artık Pluto ile beraber “cüce gezegen” sınıflandırmasına sokulmuştur. Zodyaktaki bir turu 4 yıl 3 ay ila 4 yıl 10 aydır.
Devamında Pallas 1802’de, Juno 1804’de ve Vesta da 1807’de keşedilmiştir. Pallas tüm asreroid kuşağının kütlesinin %7’sini, Vesta %9’unu ve Juno da %1’ini oluşturur. Bu kütleleri, onların somut bir yer kapladığını ve bundan dolayı onların yarattığı etkiyi ciddiye almamız gerektiğini göstermektedir. Zodyaktaki turları, Pallas’ın 4 yıl 2 ay ila 5 yıl, Vesta’nın 3 yıl 3 ay ila 3 yıl 10 ay ve Juno’nun da 4 yıl 2 ay’dır.
Ataerkil toplumdan önce Tanrıça kültü vardı. Bu ilksel dönemde büyük gizemler ve arketipler hüküm sürmekteydi. Tanrıça doğa ayinlerinde insanlarla etkileşime giriyor ve doğum-ölüm döngüsüyle doğaya can veriyordu. Bu ataerkil öncesi dönemde büyü/sihir bilinçliliği yüksekti. Doğaüstü güçler ilahlaştırılmıştı. Doğa güçlerine yüksek saygı gösteriliyordu. Ancak insanoğlunun bilinci oluşmaya başladıkça, Tanrıçanın bilgeliği yer altına gömüldü. Rasyonel yapılar ve bilimsel bilgi domine etmeye başlayınca tanrıçanın gizemleri silindi, büyülü/sihirli süreçler dışlandı.
Şimdi, asteroidlerin keşfiyle Tanrıça tekrar bilince geldi.
Tanrıçanın bilgeliği doğanın döngülerini yönetir. Bu içsel yaşamın aklıdır. Tanrıçanın bilgeliğinde kehanetin kutsallığını, şifalandırmanın gizemini ve ritüellerin gerekliliğini görürüz. Bu kadim dişi bilgelik yaşamın tüm aşamalarını kucaklar, gizemlerini kutsar, geçiş dönemlerini ritüellendirir ve doğanın muazzam gücünü bilir.
Asteroidlerin Keşfi ve Kozmik Eşzamanlılık
Bir gök cisminin keşfi, o arketipin kolektif bilinçte uyandığını gösterir. Keşfedilen gezegenin arketipiyle o dönemde gerçekleşen olaylar arasında bir paralellik gözlemlenir. Bu eşzamanlılığa Uranüs, Neptün ve Pluto gezegenlerinin keşfedildiği 1781, 1856 ve 1930 yıllarında sırasıyla gezegenlerin sembolize ettiği devrimler, romantizm ve faşizm/atom bombası temalarının vuku bulmasıyla şahit olmuştuk. Gezegenlere isimlerini astroloji bilgisine hâiz olmayan kimseler verse bile, kolektif bir bütün olarak çalışmaktadır. O esnada o gezegenin keşfedilmesini ve o isimle isimlendirilmesini sağlayan güç ile yine aynı anda dünyada bu temaların cereyan etmesini sağlayan güç aynıdır. BİRdir. Bu sebeple bir gezegen keşfedildiğinde, ona verilen isimdeki mitolojik tanrının arketipiyle, dünyada o sırada yaşananlar arasında benzerlik görülür.
1801’de Sicilyalı bir Astronom ilk asteroidi keşfetti ve ona yöresinin tanrıçasının adı olan Ceres ismini verdi. İlk 4 asteroid 1807’ye kadar bulundu, ve dördüne de Olimpos Dağındaki tanrıçaların isimleri verildi. Bu dişi prensibin uyandığının bir işaretiydi. Gerçekten de biz 1800’lü yıllarda ilk defa feminizm akımının çıktığını gözlemledik. O dönemde 1848’de ilk Kadın Hakları Kongresi düzenlendi. Bu sırada ortaya çıkan Birinci Dalga Feminizmin konusu kadınların oy hakkı. 1800’lerde asteroidlerin keşfiyle eşzamanlı olarak kadınlar ilk defa cinsiyetler arası eşitlik, oy verme hakkı ve mülkiyet hakkı talep etti.
Asteroidlerin 1800’lerde astronomik olarak keşfedilerek kolektif bilince girmesi ne kadar önemliyse, 1973’te ilk kez efemerislerinin çıkarılması sonucu astrolojik literatüre girmeleri de o kadar önemli bir kilometre taşıdır. 1973’te Eleanor Bach ve George Climlas 4 temel asteroidin zodyak derecelerini gösteren ilk efemerisi yayınladı. Bu tablolar sayesinde artık astrologlar analizlerinde asteroidleri kullanabilmeye başladılar. Tam da bu sırada, dünya “İkinci Dalga Feminizmin” yükselişiyle çalkalandı. Asteroidlerin ilk kez astrolojide kullanılmaya başlandığı bu yıllarda, İkinci Dalga Feministler, ilk defa cinsellik, aile kavramı, aile içi şiddet, evlilik içi tecavüz, tecavüz madurları için yardım merkezleri, kadın sığınma evleri, iş ortamında eşitsizlik, üremeyle ilgili haklar, yasal veya yasalarla belirlenmeyen de facto eşitsizlikler, velayet yasasında değişiklikler ve boşanma yasasında değişiklikler konularını gündeme getirdiler ve haklarını aradılar. 1973’te ilk asteroid efemerisinin yayınlandığı bu yıllarda, Amerika’da 1977’de ilk Ulusal Kadın Konferansı yapıldı.
Tarihte asteroidler açısından önemli bu iki anın dünyada da feminizmin yükselişiyle eşzamanlı olması, bize kolektif bilinçte ana tanrıçanın uyandığını göstermektedir. Artık kadim dişi prensip geri dönmüştür.
Dişi prensip, bugüne kadar astrolojide sadece iki gezegenle temsil edilebilmekteydi: Ay ve Venüs. Olimpos Dağında 12 tanrı ve tanrıça olmasına ragmen, astrolojik repertuarda bariz bir eşitsizlik göze çarpmaktaydı: 10 gezegenden sadece 2’si Olimposlu kadınlara bırakılmışken, 8’i Olimposlu erkeklere ayrılmıştı.
Şimdi, Asteroidlerin keşfiyle dışlanan Olimposlu Tanrıçalar tekrar Astrolojiye girdi.
Asteroidlerin keşfiyle feminenin yeni imgeleri de ifade edilebilir oldu: Ceres ⚳, Vesta ⚶, Palas ⚴ ve Juno ⚵. Aynı dönemde insanlık kadim tanrıça kültlerini tekrar keşfetti. Sosyo-kültürel arenada Feminizmle beraber feminen güç tekrar kazanıldı. Astrolojide de asteroidlerin kullanılmaya başlanmasıyla kadim dişi bilgelik tekrar bilince geldi. Şimdi tek tek bu asteroid tanrıçaların ifade ettiği arketipleri tanıyalım.
Asteroidler ve Arketipleri
Pallas
Pallas, Yunan mitolojisinde Pallas Athena, Roma’da ise Minerva olarak bilinir. Pallas, babasının başından doğdu. Doğduğunda zırhlı ve olgun haldeydi. Bu sebeple Pallas baş ile ilişkilendirilir. Zekadır, akıldır, rasyonel olanın cisimlenmiş halidir. Sol-beyindir. Bu sadece kuru bir mantık ya da kurnaz bir zeka değil, daha bilgece, akl-ı selim içinde, içe doğmayla ilgili bir akıldır.
Pallas’ın bu içe doğan bilgisi annesinden gelir. Annesi Metis de danışmanlık ve zeka tanrıçasıydı. Zeus Metis’i yuttu, sonrasında başından Pallas’ı doğurdu. Pallas’da yaşamaya devam eden Metis feminen gizemleri bilme, kalpten gelen akıl, içgüdü, sezgi ve içine dogma ile ilgilidir. Pallas’a annesinden “önsezi” yeteneği miras kalmıştır. Bu midede hissedilen bilgidir. Karından gelen histir. Bu biliş hastalıklar ve semptomlar kanalıyla konuşur. Pallas, dolaysız, birden kavrama özelliğini temsil eder.
Pallas ayrıca gri-gözlüdür. Keskin bakışlıdır. Bu Pallas’ın burnunun ucundakini pür dikkat görme yeteneğini gösterir. Gri-gözler ayrıca geleceği de görür. Sembolü baykuştur. Bu bilgelik pronoia diye adlandırılır. Önceden bilmek anlamına gelir. Pallas, öngörüyü, basireti, önlem almayı ve strateji kurmayı temsil eder. Bir savaş tanrıçası olan Pallas, Mars gibi kavga etmeye duyulan ateşli bir dürtüyü değil, akılla, diplomasiyle, stratejiyle ve düşünceyle kazanılan savaşları gösterir.
Pallas, Atina şehrinin koruyucu tanrıçasıdır. Şehrin sulh ve sükûnunu sağlar. Ev işlerini ve zanaatlerini yönetir. İplik yapma, dokuma ve yemek pişirme Pallas’ın uzmanlıklarıdır. Pallas aynı zamanda bir savaş tanrıçasıdır. Her zaman savaş meydanındaki kahramanın yanındadır, onu korur, destekler, ona danışmanlık verir ve rehberlik eder. Merhametli adaletin sembolüdür. Atina’da demokrasiye ilham olmuştur.
Pallas, işe yarayan zanaatleri temsil eder. Hüner, el sanatları, ustalık, teknik, cihazlar ve faydalı icatlar Pallas’ın konularıdır.
Pallas ayrıca kültürü sembolize eder. Pallas insanı medenileştirendir. Adalet ve hukukun üstünlüğünün simgesidir. Pallas, ilkel dürtüleri kontrol eden bilgeliktir. Amacı karanlığı ve ilkeli yok etmektir. İnsana kültür vermek ve insanı uygarlaştırmak, medenileştirmek ve düzenlemek Pallas prensipleridir. Pallas, karanlık güçlere ve canavarlara karşı savaşır. Eski döneme ait izler taşıyan içgüdüsel doğaya sahip güçlere karşı kahramanı destekler.
Astrolojide Pallas, düşünmektir, duygusal reaksiyonun zıttıdır. Pallas, araya mesafeye koyup nihai hareket planı formüle etmektir. Pallas, bilge bir savaşçı gibi strateji geliştirmektir. Pallas, kafa ve kalp arasında kalmayı gösterebilir. Pallas, kahramanca hareketi destekler. Pallas, derin düşünme, objektiflik ve uzak/kopuk/bağlantısızlıktır. Pallas, kriz anında sakin, derin düşünce, tefekkür ile aksiyonunu ve stratejini planlamaktır. Pallas, Metis sayesinde doğru zamanda doğru olanın içe doğmasıdır, mideden gelen bilginin bilince gelmesidir. Pallas, duygusal açıdan karmakarışık durumlarda bilinçliliğin gelişmesidir.
Juno
Juno, Yunan mitolojisine Zeus’un karısı Hera’dır. Kraliçedir. Juno’nun birinci prensibi evlilik içinde bir eş olma durumudur. Bu fonksiyonuyla sosyal geleneklere bağlı birliktelikleri temsil eder. Juno bir “ruh eşi”, ya da “tutku” değildir. Juno, toplumsal olarak belirlenmiş kurallar içinde çift olmaktır. Medeni kanuna uygun, gelenek göreneklere, adetlere göre belirlenmiş bir ortaklık şemasıdır. Sadakat, bağlılık ve taahhüt altına girmeyi vurgular. Juno, sosyal adet ve vazifeler altındaki kadın vatandaştır.
Astrolojide Juno, bizzat sosyal gelenekleri ve seremonileri temsil eder. Düğün ve benzeri seremoniler Juno’nun alanıdır. Burada giyim, kuşam, süsleme, dekorasyon, güzelleştirme konuları Juno tarafından temsil edilir. Tüm sosyal adetler, gelenekler, görenekler, kurallar, adab-ı muaşeret, davranış kuralları, teamüller, hanım efendilik ilkeleri ve zerafet Juno’dur.
Juno, Zeus’la evliliğinde defalarca aldatıldı. Ancak Juno sadık kaldı. Juno’nun tepkisi intikam almaktır. Mitolojide, Zeus’la olan kaçamakları yüzünden Juno’nun intikam dolu gazabına uğramış karakter çoktur. Bu hareketleriyle Juno dişi iktidarı gösterir. Dişi kurnazlıklar, dolaplar, hileler, cilveler ve planlar ile güç sahibi olmayı vurgular. Bunlar aslında olumsuz durumlarda Juno’nun gölge yansımalarıdır. Aslında, olumlu ifadesinde Juno eşit ilişkidir. Bir evlilikte iki tarafın adil ve denk birlikteliğidir. Adalet ve eşitlik bozulduğunda Juno’nun kıskanç yüzünü görürüz.
Juno kadınlığın sezonlarını temsil eder. Annelik ve Evlilik. Juno’da bir kadının üç sezonunu görürüz. Bu üç aşama Hebe, Hera ve Hekate’dir. Bunlar bakire kız, evil kadın ve yaşlanmış yalnız kadındır. Juno’nun Argos nehrinde yıkanıp bekaretini geri kazandığı rivayeti bakire sembolizmin kalan bir anlatıdır. Bazen Zeus’u bırakıp biraz mahremiyet, yenilenme ve tapınılma için uzaklaşması ise, yalnız yaşlı kadın arketipinden getirdiğidir. Bu sezonlar içinde evlilik önemli bir geçiş anıdır. Evliliğe hazırlanan genç kızlar ve kadınlığa geçiş ritüelleri Juno’ya adanmıştır. Juno aslında Zeus’tan bile eski bir tanrıçadır. Aslında Zeus evliliğiyle Juno’yla eşitlik kazanmış, ve eski ana tanrıça Olimpos’a eklemlenmiştir. İlk halinde bir Ay tanrıçası olduğu düşünülür. İnek gözleri ziraatle, beyaz kolları ise Ay ile ilişkilendirilir.
Astrolojik bir prensip olarak Juno evlilikte eşitliği gösterir. Juno, biriyle uzun süreli taahhütlü ilişkiye girmektir. Demetra George onu mandalasında alçalanla özdeşleştirmiştir. Buna göre Juno kendinden çıkmaktır. Öteki insana yönelmek, böylece kendini tamamlamaktır. Bire bir ilişkidir. Juno ayrıca bir şeyi sürdürmeyi, idame ettirmeyi vurgular.
Vesta
Vesta, Yunan mitolojisinde Hestia’dır. Zeus’un bakire ablasıdır. Vesta’ya ait bir mit yoktur, Vesta’nın heykelleri ve resimleri yapılmaz. Vesta, aslında metaforik seviyede bekaretin kutsallaştırılmasıdır. Günümüzde Vesta adına çizilen resimler, Roma’daki Vestal bakirelerdir. Bunlar 30 yıl boyunca tapınakta hizmet eden, ateşi muhafaza eden ve çok sıkı bir bakirelik yemini etmiş rahibelerdir. Vestal bakireler kutsal ateşi gözetirler.
Astrolojide Vetsa, kendini adama, özveri, sorumluluk prensibidir. İçsel ve kutsal alanı temsil eder. Vesta kutsal ateşin ruhudur, içsel yaşamın sahiciliğidir.
Vesta örtülüdür, bakiredir. Mabedi bir sığnaktır, iltica yeridir, siyasi barış alanıdır. Vesta değişmez, sabittir, odaklanmıştır. Her tapınakta ve evde bulunan ocaktır. Aile ocağıdır. Merkezdir. Yuvanın odağıdır. Aile hayatıdır. Vücutta sakral merkezdir. Hem spiritüel hem de fiziki açıdan kutsal alandır.
Vesta bir mekan tanrıçasıdır. O mekanı temsil eder. Bu üç boyutlu mekandır. Boşluktur. Güvenli mekandır. Vesta’nın bekareti, sessiz, hareketsiz alanın kişileştirilmiş halidir. Hareketsizlik, sukunet, dinginlik ve sessizliktir.
Vesta, merkezlenmektir. Böylece endişe ve panik zaptedilir. Vesta, dışsal hayata bir ara vermektir. İnzivaya çekilmedir. Dinlenme dönemidir. Vesta, günlük ritüeller yaratmadır. Vesta, sessiz ve meditatif alan oluşturmaktır. Vesta, tüm düşüncelerimize ve duygularımıza ev sahipliği yapmaktır. Vesta, ruhumuzu onurlandıracak kutsal alan, sessiz an ve “sunak” oluşturma içgüdüsüdür. Vesta, içimizdeki düşkünlerevidir. İçimizde yerinden edilmiş ve yerinden çıkarılmış parçamıza tekrar ev sahipliği edecek bakımevidir. Vesta, günlük hayatın ortasındaki sessizlik, sukunet, iç huzuru, gönül rahatlığı, meditasyon, yalnızlık, tenhalık ve ıssızlıktır. Vesta, iç yaşamdır. Bu iç yaşam, günlük hayatın kirliliğini, kaygıyı ve umutzuluğu içinde saklayacak bir kaptır.
Vesta, kendini adama, özveri, fedakarlık ve hevestir. İçte yanan ateştir. Bir işe tamamiyle adanmışlığı, böyle bir bağlılığı gösterir.
Vesta, ocağın muhafızı ve kutsal sunağın koruyucusu olarak içsel ruh ateşini muhafaza etmeyi gösterir. Tapınak Rahibesi Arketipidir. Bakirelik metaforiktir. Bu bekaret, kendinde tam, bütün olma anlamındadır. Vesta ilk yutulan ve son kusulan çocuktur. Bu kendinde başlayıp, kendinde bitmeyi gösterir. Kendinde tamamlanmaktır. Vesta, spiritüel odaklanma prensibidir. Adanmışlık, hevesine/tutkusuna bağlılık, Vesta fonksiyonlarıdır. Bir kişinin kendisi için özel “çağrıya” kulak vermek ve bu misyon için kendini feda etmek Vesta’dır.
Ceres
Ceres, Yunan Mitolojisinde Demeter olarak adlandırılan ziraat tanrıçasıdır. Ceres hakkındaki ana mit, kızı Persephone’un amcası Hades tarafından kaçırılmasıdır. Bir gün Persephone çiçek toplarken, yerde bir delik açılır ve içinden dört siyah atıyla yer altı tanrısı Hades belirir. Hades, Persephone’u kaçırır ve yer altının kraliçesi yapar. Ceres kızından ayrılmanın acısıyla öfkeden çıldırır, dünyadan bereketini çeker ve bunun üzerine dünyada kıtlık ve açlık hüküm sürer. Araya girmek zorunda kalan Zeus, Hades’ten Persephone’u bırakmasını ister. Ancak Persephone cehennemde nar taneleri yemiştir ve cehennemde bir şey tüketen artık cehenneme aittir. Bu sebeple, Persephone tamamen cehennemden kurtulamaz. Yapılan anlaşma üzerine, Persephone’un yılın üçte ikisini yeryüzünde annesi Ceres’in yanında, geri kalan üçte birini de yer altında eşi Hades’in yanında geçirmesine karar verilir. Bu mit mevsimleri açıklar. Bu eski dönemde yılı yaz ve kış diye iki mevsime bölen anlayıştır. Bizim kültürümüzdeki Hıdırellez (Boğa) ile başlayan yaz mevsimi ile batı kültüründe cadılar bayramıyla (Akrep) başlayan kış mevsimi, Persephone’un yer üstünde ve yer altında geçirdiği dönemlere tekabül eder. Ceres’in mitolojisi bize Ceres asteroidinin içerdiği arketip konusunda ipucu verir.
Astrolojide Ceres, daha sonra bırakmak gerekilecek bir yaratıcı projeyi beslemeyi gösterir. Bir bağlılığı bırakabilmek yeninin doğabilmesine olanak sağlar. Ceres bir bağı bırakıp yeni fazın başlamasına izin vermektir. Ceres, daha önceden alıkonmuş, esirgenmiş enerjimizi, hapsedilmiş duygularımızı, ya da tecavüz edilmiş bir parçamızı serbest bırakabilmektir. Böylece yeni yaşam başlar
Ceres, bağlılık, ayrılma ve kayıp süreçlerini anlatır. Ceres, ayrılıktan doğan acının, aslında büyük çarkın sadece bir fazı olduğunu bilen feminen bilgeliktir. Yas tutmak bu sürecin tamamlanmasını sağlar. Böylece bırakabiliriz. Yaşam yenilenir. Ceres, bu kayıp, ölüm ve yeniden doğuş döngüsünü yönetir. Yenilenme prensibidir. Hayatın devamlılığıdır. Eski bir toprak ana arketipi olan Ceres, aslında ziraat döngüsünü anlatır: “Doğum, Hasat, Çürüme, Ölüm ve Yeniden Doğuş.” Ceres ancak tohumunu (Persephone) yılın üçte biri yer altına bırakarak, tekrar ürün alabilmeyi gösterir. Bir süre kopabilmek, ayrılabilmek, acı da olsa bırakmak, yeniden daha verimli, bereketli ve doğurgan bir doğuşu sağlar. Ceres, atam olarak Karamazov Kardeşler romanının epigrafında yer alan İncil bölümünde anlatılan yok olarak bereketli ürün verme kavramıdır.
Gerçeği söylüyorum size, gerçeği: Buğday tanesi yere düştükten sonra yok olmazsa, bir buğday tanesi olarak kalır; ama yok olursa, o zaman bereketli ürün verir.
İncil, Yohanna XII. bölüm 24
Bu haliyle Ceres mevsimleri ve ziraati yönetir. İnsana mısır vermiştir, tüm tahılları, bereketli hasatı, çiftliği, tarlaları, pastoral hayatı, doğayı, kırsal kesimi, ham olanı, yontulmamışlığı, yalınlığı, sadeliği, besinleri ve beslenmeyi sembolize eder.
Eskiden toprak ana (Ceres) ve yeraltı tanrısı (Pluto) aynı şeydi. Bu açıdan, Ceres’in temel mitinde Pluto’yu önemli bir rolde görmek anlamlıdır. Ceres bu yüzden, hem hasadı hem de kayıbı temsil eder. Yeraltının Kraliçesine dönüşen kız evlat hikayesi, Plutonik kavramların Ceres’le her zaman birlikte düşünülmesi gerektiğinin altını çizer. Bu Plutonik döngü, Ceres’te yakınlık, ayrılık, acı ve kavuşma silsilesi olarak görülür. Aslında ayrılık neticesinde iki kadının kendi alemlerinde birbirinden bağımsız olarak gelişebilmiştir. Bu bir insanın ancak ebeveyninden acı veren kopuşu neticesinde bağımsız bir birey olabileceğini anlatmaktadır. Anaerkil dönemden çok ciddi izler taşıyan bu çok eski mitte göze çarpan başrollerin kadın karakterlere verilmiş olmasıdır. Ceres bu açıdna anne-kız ilişkisini anlatır. Çocuk bakımı, besleme, büyütme, ve çocuğun velayeti gibi konuları Ceres gösterir. Psikolojik temelli yeme bozuklukları Ceres’in alanıdır.
Ceres bir anne arketipidir. Ziraat tanrıçasıdır. Fiziki formu doğurur. Çocuk doğurur. Hayatta kalmaları için yiyecek sağlar. Koşulsuz sevgidir. Besleme desteği sunmaktır. Demetra George Ceres’i kendi hazırladığı mandalada IC ile özdeşleştirmiştir; bu sebeple Ceres temellerle, köklerle ve aileyle ilgilidir.
Mars ,iki buçuk senede bir yaklaşık doksan gün geri harekette bulunan bir gezegendir.Astrolojide enerjimizi nereye yönlendirdiğimizi,ne için çaba sarfettiğimizi, özgüvenimizi, libidomuzu anlatır.Bu yıl 10 Eylül 2020 ‘de 28 derecede retro hareketine başlayacak olan Mars,14 Kasım 2020’ye kadar bu pozisyonda kalacak.Retro harekette bulunacağı ve aynı zamanda yöneticisi olduğu Koç Burcunda güçlü bir Mars göreceğiz.
Mars Retrosu döneminde enerji alanlarımızda büyük dengesizlikler yaşayabiliriz.Az hareket etmemize rağmen ağır yorgunluklar hissedebiliriz.Mars retro dönemleri özellikle bağışıklık sistemimize ekstra özen göstermemiz gereken bir süreci işaret edebilir.Fiziksel ve mental olarak mücadele etme gücümüz en alt sınıra çekilebilir.Hastalıklara ve kazalara karşı dikkatli olmalı delici,kesici ve risk grubundaki aletlerle yaralanmamaya özen göstermeliyiz.Yine risk içeren sporlardan da bu dönemde uzak kalmak daha faydalı olabilir.
Bu dönem bizi motive eden faktörleri tekrar gözden geçirmek adına oldukça uygun bir dönem olacaktır.Uğruna çaba sarfettiğimiz her ne ise bu konu hakkında yeni kararlar alabilir;hırslarımızı ve rekabeti bir kenara bırakabiliriz.Mars Retrosu, geçmiş stratejilerimizi veya geçmişte neden kazanmadığımızı göstermek adına yeni bir bakış açısı sunabilir . Bu dönem yeniden düşünmemiz ve hatalı yönlerimizi kabul etmemiz için iyi bir zamandır. Bize ait ve yaşam planımızda sahip olabileceğimiz belirlenmiş hiçbir şey engellenemez. Önemli olan yaşam amacımızı bulup, doğru anahtarla doğru kapıyı açmaktır.
Kendimizi korumak ve güvende tutmak adına savunma mekanizmamız daha fazla çalışabilir.İş ortamında ya da ikili ilişkilerde baskılandığımızı,kendimiz gibi davranamadığımızı düşünebiliriz.Aldatılma korkumuz ya da buna dair saplantılı düşüncelerimiz nüksedebilir.Enerjimiz içe yöneleceğinden pasif agresif ruh haline bürünebiliriz.
“Beş gezegen aynı anda retro harekete geçeceğinden enerji olarak karşılığı da çok büyük olacaktır.Özellikle psikolojik şiddet,istismar,insanlar arasındaki anlaşmazlıklar bu dönemde büyüyebilir.Ülkemizde kadın cinayetleri artabilir.Bireysel ve toplumsal tezahürlerinde bu konuların artmaması adına farkındalıkla yaklaşılmalıdır.Zira,Mars retro dönemleri nevroz,psikoz veya saplantılı hastalıkları tetikleyebilir.”
Dolayısıyla zararı kendimize vermemek adına özellikle Muladhara çakrasına yönelik çalışmalar yapmak bizler için çok faydalı olacaktır.Muladhara çakrası bedende fiziksel farkındalık,kuvvet,enerji,kalıtım,güvenlik,itimat ve tutkuyu temsil eder.Mars bu çakrada Satürn ile yöneticisi pozisyondadır.Kundalini enerjisinin merkezidir.Olma ve olmayı kabul etme ile ilgili bulunur.Tekamülün ve kişiliğin inşasının temelidir.
Bu dönem özellikle duygularımızı dengelemek adına aromatik yağ olarak:
– Tarçın yağı – Karanfil yağı – Zencefil yağı – Mür yağı – Sakız ağacı yağı
Doğal Taş olarak :
–Kaplan gözü – Jasper – Aventurin – Hematit – Kırmızı akik – Yakut – Lal – Kırmızı turmalin – Kırmızı kuvars – Mercan – Kantaşı
kullanmamız faydalı olacaktır. Ayrıca Kundalini ve Hatha yoga da büyük katkı sağlayabilir. Toprakta, kumda çıplak ayakla yürümek, bitkilerle temas etmek, doğal ortamda bulunmak, dans etmek, spor faaliyetleri, duş almak günlük rutinlerimizin ayrılmaz parçaları olmalıdır.
Türkiye ve dünya gündemi açısından ,savaş sirenlerinin güçlü yankılarını duyabiliriz, gerilen ilişkiler gündemde üst sıralara taşınabilir.Kadınlarla ilgili konular ön plana çıkarken,toplumsal bazda kadın önderliğinde başlayan hareketler ve verilen mücadeleler tarihte bir şeylerin dönüşümünün habercisi olacağını gösterebilir. Özgürlük ve kadın kelimelerini aynı cümle içerisinde bu dönem daha fazla kullanabiliriz.Fakat Mars’ın Saturn ile olan hareketi değişim isteğinin karşısında duran baskılayıcı düzeni de bizlere gösterecektir.Yine bu kısıtlama, sanat alanında da etkili olabilir. Bu dönemde covid vaka sayılarında oldukça büyük bir artış gözlemleyebiliriz.Ekonomi açısından baktığımızda daha büyük ölçekli bir kriz dönemini karşılayabiliriz.Fay hatları tetiklenebilir.
Sağlık astrolojisi açısından baktığımızda;gözler,kafa bölgesine ait kemiklerde sorunlar,sternum(göğüs kemiği),klavikula(köprücük kemiği),parotid bezi ,göz kasları,çiğneme -yanak kasları,apseler,dil,beyinle ilgili sorunlar veya bronşit görülebilir.
Natal haritasında öncü burçlarda Güneş, Ay, Yükselen ya da diğer içsel planet yerleşimi olanlar retrodan daha yüksek etkiler alacaklardır. Bunun yanında diğer ateş grubu burçlar Mars’ın gölgeli yanlarının yanı sıra atılgan ve girişimi seven enerjisini daha çok hissedebilirler.Onemli olan enerjiyi dengeli kullanmak olacaktır.
2 Eylül 2020’de İstanbul saatine göre 08:22’de Balık burcunun 10 derecesinde bir Dolunay meydana geliyor.Anın yükseleninde 1 derece Terazi Burcunu görüyoruz.
Duygularımızı yüksek seviyelerde yaşayacağımız,içimizdeki şifalanma ve şifalandırma güdüsünün bizi birileri için şeyler yapmaya zorlayacağı,yardıma muhtaç insanlar ,bu doğrultuda hizmet veren kuruluşlar ya da hayvan barınakları için gönüllü çalışmalarda bulunabileceğimiz,yaratıcılığımızın artacağı bir dolunay döngüsüne giriş yapıyoruz.Her dolunay döngüsü gibi bu dolunayda da toprağa attığımız tohumların meyvelerini topluyor olacağız.Olgunlaşan konular, önümüze gelenler hakkında kararlar verebilir,bilinmeyenleri öğrenebiliriz.
Balık Burcu doğasında akışta kalmayı,teslimiyeti taşıyan bir burçtur.Klasik yöneticisi Jupiter,modern yöneticisi ise Neptün’dür.Bu nedenle teslimiyetimiz en başta “Kendi gerçekliklerimize teslim olmak“şeklinde tezahür edebilir.Kendimize spiritüel anlamda büyük farkındalıkla yaklaşabiliriz. Maddi ve manevi konulara dair bağımlılıklarımızdan kurtulmak konusunda istekli davranabiliriz.Hak,hukuk,adalet kavramı bizim için büyük önem teşkil edebilir.
Balık burcunda gerçekleşen bir dolunay etkisinden söz ediyorsak orada hayallerimiz ve ideallerimize dair bir farkındalıktan da söz edebiliriz.
Karşıt aksında bulunan Güneş, Başak Burcunda somut değerler ve fayda sağlayan şeyleri görmek isterken, Ay Balık enerjisi ise duygusal anlamda kendi kendini kandırabilecek ve hayallerin sınırsızlığında kaybolabilecek bir enerjidedir. Güneş ve Ay karşıt konuma gelerek bizlere ışık tutarken ,bazılarımız büyük hayal kırıklığı ve kurban psikolojisini deneyimlerken,bazılarımız ise beklediği sonuca kavuşacaktır.
Dolunayda 1 derece Terazi burcu yükseliyor. Temelde Balık ve Terazi burçları birbirlerine 150’lik açı doğasında yaklaşırlar fakat yakın özellikleri de bünyelerinde barındırırlar. Bu dolunayın olumlu tezahürüyle; egodan sıyrılıp, gereksiz kurban psikolojisinden çıkarak Terazi’nin temsil alanındaki diplomasiyle köprüler inşaa etmeye başlayabiliriz. Kurulabilecek denge sayesinde ortaklıklar, işbirlikleri, evlilik ve ilişkiler ve arabuluculuk vb. temalar öne çıkabilir.
Astrolojide 6 ve 12 aksı ,bilinçatı ve sağlık durumu ile de ilgilidir.Yaşayacağımız ani uyanışlar ya da bilinçaltımızın tetiklenmesi ile bedensel sağlığımıza etki edecek durumlar ortaya çıkabilir.İdeallerimizi mantık çerçevesinde oluşturmak,kendimizi kandırmamak hepimiz için her zaman daha faydalı olacaktır.Fedakarlığın sınırlarının da mantık çerçevesinde oluşturulması gerektiğini unutmamalıyız.Kendimizi hangi konularda kandırdığımızı,nelerin asıl gerçekler olduğu bu dolunay döngüsüyle ortaya çıkabileceğinden depresif hissetmemiz olasıdır.Zira,kırılmalar yaşanmadan kişi gerçek anlamda uyandığını öne süremez ve gerçek ben ile tanışamaz.Dolayısıyla gitmesi gereken yolu tam anlamıyla kavrayamaz.Dünyada varolma amacımız temelde “Kendimizi gerçekleştirmek”ten öte bir çizgide değildir.
Hepimizin gördüğünün üstünde bir plan olduğunu ve bizlerin sadece belirli misyonlara sahip varlıklar olduğumuzu kavramak için de oldukça ideal bir zaman dilimindeyiz.
Yine Dolunay 6 ve 12 aksında gerçekleştiğinden salgın konusuna atıfta bulunacaktır.Mevcut vakalar ve tedavilere dair yeni açıklamalar,revizeler gelebilir. Uranüs’ün dolunay anında Ay’a altmışlık, Güneş’e ise partil bir üçgen açı yapıyor olması; teknoloji, bilim, toplumsal meselelere dair pozitif bir bakış sunabilir.Fakat işin içinde Uranüs olduğunda kendi yörüngesi gibi düzensiz etkiler yarattığından, daha dikkatli davranmamızı gerektiren durumlar da ortaya çıkabilir.Yine bireysel bazda ani çıkışları, öne çıkma girişimlerimizi mantık çerçevesinde yapmak faydalı olacaktır.Özellikle anlık duygu değişimlerine dikkat etmeliyiz.Zihnimiz süratli çalışabilir ve orijinal fikirler üretemeye meyledebilir.Sezgilerimiz güçlenebilir.Yenilik ve değişimlere karar verip şansımızı yaratabiliriz. Bireysel değil toplum yararına olacak biçimde çalışmalar yapmamız daha faydalı olabilir.Uranüs’ün Güneş’le olan açısı bastırdığımız duyguların ortaya çıkmasına neden olabilir.
Güneş ve Uranüs üçgeninin doğru kullanımı ; başarılı olmamız, ilerlememiz, içimizdeki duyguları karşımızdaki kişiye anlatmamız ve aşk itiraflarında başarıyı dolunay haftasında getirecektir. Ayrıca, bu hafta yeni başlangıçlar ve duygusal bir arınma için oldukça uygun enerjilere sahip olacağız. Güneş ve Uranüs üçgeni ile birlikte içimizde biriktirdiğimiz problemlerden ve negatif duygulardan arınabilir, yepyeni başlangıçlar yapabiliriz.Özellikle regresyon seansları için çok uygun bir haftada olacağız.
Global çapta aşırı yağışlar, deniz kazaları, heyelan ve sel, sis ve bulutlu havalar görülebilir.Venüs/Plüto karesi nedeniyle ülkemizde orman yangınları, kadın cinayetleri yaşanabilir. Bu dolunayda yardım ve bağışta bulunmak çok verimli olabilir.
Güneş, Uranüs ve Jüpiterin dolunay anında oluşturdukları büyük toprak üçgeni natal haritasında olumlu tezahuru olanlarımız için parayı doğru değerlendirme, sağlam iş anlaşmaları, yurt dışı ve eğitim imkanları, mal ve mülk alımı, güven yapılandırmak adına destekleyici olacaktır.
Sağlık astrolojisine göre; ayak tarak kemikleri ve topuk bölgeleri, ateşli romatizma,hormonlar, lenf sistemi, parmaklara etki eden sorunlar,böbrekler,guatr ve tiroid ile ilgili problemler ortaya çıkarabilir.
Uranüs,bugun itibarıyle Boğa burcunda geri hareketine başladı ve önümüzdeki yıl Ocak ayına kadar etki süresini devam ettirecek.Her şeyden önce,diğer gezegenlere nazaran daha farklı davranan Uranüs hakkında astronomik ve mitolojik bilgilerle başlayalım.
Uranüs, Güneş Sistemi’nde en sonda bulunan Neptün’ün hemen önünde yer alan gezegendir. Güneş’e uzaklığı 16 – 22 astronomi birimidir, yani yaklaşık olarak 2.842.400.000 kilometredir. Dünya’dan daha büyük yapısı ile Uranüs’ün çapı, Jüpiter ve Satürn’den sonra üçüncü büyük gezegendir. Kütle açısından ise bu iki gezegen ve Neptün’den sonra dördüncü büyüktür. Uranüs, buz devleri sınıfına girmektedir. Kütlesi, Dünya’nın 15 katıyken; hacmi, 64 katıdır. En az fotojenik gezegendir. Uranüs, Güneş çevresindeki bir devrini 84 yılda tamamlamaktadır. Uydu anlamında da üçüncü en zengin gezegendir. Şimdiye kadar keşfedilmiş 27 uydusu vardır.
Uranüs hiçbir zaman 6. kadirden daha parlak olamamaktadır. Bu yüzden çıplak gözle sadece çok açık ve temiz gökyüzü koşullarında görünebilmektedir. Ama bu görüntüde; küçük, sönük bir yıldız gibi görünmektedir. İstisna gezegenlerden birisidir. Bir ısı kaynağından yoksundur ve eksen eğikliği aşırıdır. Yüzeyinde hiçbir etkinlik yoktur ve ekvatoru ile kutbu arasında sıcaklık farklı yoktur.
MİTOLOJİK BAKIŞLA URANÜS :
Uranüs Mitolojide, Gaia’nın (Toprak Tanrıçası) kocasıdır.Yunan tanrılarının atasıdır. Kozmik bir güce sahiptir. Aynı zamanda uzayla ilgili olarak da tavsir edilir.
Gaia nın kocası & oğlu olmakla birlikte aynı zamanda ilk göklerin tanrısıdır. Gaia ve onun birleşmesinden, Titanlar, Hekatonkheir’ler ve Kyklop’lar oluşmuştur. Ancak Uranüs, bütün bu çocukları yeryüzünün karnında saklanmaya zorladığı için, bu yükü taşımakta zorlanan ve kızan Gaia, oğullarından Kronos’a (Saturn) bir tırpan verip tanrının önce cinsel organlarını kestirmiştir. Akan meni ile Gaia hamile kalmış ve Akdeniz sularında istiridye kabuğu içinde Afrodit doğmuştur. Ayrıca Uranüs,Zeus’un dedesidir. Kaderi ondan sonra başa gelen her tanrıyla aynıdır. Uranüs aynı zamanda havaya da hüküm sürmektedir.
URANÜS RETROSU YAŞAMLARI NASIL ETKİLER?
Uranüs, bir jenerasyon gezegenidir ve retrosu yaklaşık beş ay sürmektedir.Retro etkileri diğer içsel planetlerin aksine zamana yayılarak kendini hissettirir.
Uranüs retrosunda bedensel ve spiritüel anlamda daha daha özgür olmak isteriz. Bunu kısıtlayan engellere karşı fevri davranır ve bu duruma izin vermek istemeyiz.Her şeyi kendi bildiğimiz gibi gerçekleştirmeyi, şartlara ve kurallara bağlı kalmaktan uzaklaşmayı, toplumsal baskıdan kaçışı yaşamak isteriz. Tabii ki bu duygular içinde genele uyum sağlamakta zorlanır, kendimizi baskı altında, ruhen huzursuz hissedebiliriz.
Uranüs özgürlük, bağımsızlık, yenilik, geleneksellikten kopuş, yenilenme, toplumsal kurallara karşı antitez üretmeyi temsil eden gezegendir. Uranüs bizi bağlı olduğumuz kalıplardan çıkarır, ruhumuzu ve bedenimizi özgürleştirmek ister. Çağların kapanıp yenilerinin başlaması, büyük keşifler, büyük uyanışlar bu gezegenin etkisi ile olur.
Gelecekle alakalı olmadık isteklere sahip olabilir, kendimize göre çok farklı gruplarla arkadaşlık kurma isteğine girebiliriz. Uranüs retrosu bilinçaltımızdaa sakladıklarımızın yüzeye taşımak, geçmişten getirdiğimiz bastırılmış duygulardan kurtulmak için adımlar atmak adına önemli bir dönemdir. Geçmiş bütün varlığıyla bilinçaltında kapalı kaldığında değişim ve dönüşüm mümkün olmaz. Geçmişin kilitli kapılarını açmak, düşünce kalıplarını yıkmak daha özgürleşmenin yolunu bulmak gereklidir. Bunu bilinçli olarak yapabildiğimiz zaman aslında kendi yarattığımız esaret alanından kurtulmuş oluruz. Farkındalığımız arttığında geçmiş ve gelecek bir harmoni içinde akmaya devam eder.
Boğa burcu, toprak elementinde ve sabit niteliktedir. Boğanın maddi güvenceye önem veren, değişimi sevmeyen, kararlı, sabırlı, dayanıklı yapısıyla, Uranüs’ün heyecanlı, hızlı, farklılık seven doğası uyum sağlamayacaktır. Uranüs boğa burcunda iken, kişisel ve sosyal değerler önem kazanır, kaynaklarla ilgili güvence önemlidir, üreme temaları, sanatın kapsadığı alan ve kişiler,ani toprak hareketleri,gök taşları geniş kitlelere yayılabilecek ekonomik çalkantılar gündem yaratabilir. Aynı zamanda Merkür’ün bir üst oktavı olduğundan ve elektrik,enerji,hava ulaşımı, teknoloji,uzay, radyo/sinema/TV gibi konularını temsil ettiğinden bu konularda ani gündemler,sorunlar oluşturabilir ya da grev ve yenilikler getirebilir. Uranüs’ün bir burçta yedi yıl kalması, Zodyak’taki tam turunu ise ortalama olarak seksen dört yılda tamamladığını düşünürsek, bu yavaşlığın etkilerinin uzun vadede geniş kitlelere yayılacağını söyleyebiliriz.
Çeşitli astrolojik sembolikleri düşünüp bunları dünyadaki din, kültür ve etnik farklara uyarlamaya çalışırsak, bazı ilginç bağlamlar göze çarpar. Örneğin, çeşitli dinlerde bazı günler, renkler ve sembollerin yaygın olduğunu fark edebiliriz. Bu renk ve sembollerin astrolojik karşılıkları vardır. Bunları bir araya getirdiğimizde çok çarpıcı motifler ortaya çıkar. Dinlerin belirli zamanlarda ortaya çıkışı da ilginçtir. Örneğin, Budha, Lao-Tze, Konfuçus, Mahavira, Pitagor, (2nci) Zerdüst yaklaşık olarak aynı zamanda yaşıyorlardı. M.Ö. 6 asır olan bu çağda gerçekten daha birçok önemli ruhsal ve felsefi gelişmeler sayabiliriz.
Karşılaştırmalı olarak din, felsefe ve kültürleri incelediğimiz zaman belirli coğrafi bölgelerde belirli görüş ve felsefelerin yoğunlaştığını görürüz. Hep Batı ve Doğu tezadı üzerinde durulur. Batı dediğimiz zaman aklımıza Semavi dinler dediğimiz Hıristiyanlık, Müslümanlık ve Yahudilik gelir. Ayrıca, Zerdüştlük veya Mecüsilik esas itibarıyla aynı aileden olarak kabul etmek gerekir. Bazı insanlar Müslümanlığı bir Doğu dini olarak kabul etmek eğilimindedir. Gerçekten Müslümanlık Uzak-Doğu’da da yayılmıştır. Ancak, Doğu din ve felsefeleri denildiğinde, aklımıza Hinduizm, Budizm, Taoizm gibi içsel aydınlanmayı ön plana alan, Semavi dinlere nazaran farklı dünya görüşleri gelir. Ezoterizm’de de Batı ve Doğu Tradisyonu arasındaki farktan söz edilir. Batı Tradisyona bağlı bir okultist olarak Dion Fortune ‘e göre Batı okültizmde kişilik gelişimi ve soyutluk hakimken, Doğu Tradisyonunda soyutluk ve öz benlik ön plandadır.
1) Koç Burcu – Taozim – Çin – Kırmızı: Başlangıç noktamız Uzak-Doğu olduğuna göre ruhsal yelpazemizin ilk durağı Çin olmalı. Koç burcunun yöneticisi Marstır. Mars dövüş sanatları yönetir. Bundan dolayı İngilizce’de dövüş sanatlarına martial arts denir. Bilindiği gibi Çin ve Japonya’da dövüş sanatları bir ruhsal disiplin ve yoldur. Marsın rengi kırmızı, dünyanın bu köşesinde kutsal bir renktir. Pagodalar, tapınaklar, mabetler hep kırmızı boyanır. Marsın metalı demirdir ve kılıç ona uygun bir simgedir. Bir Samuray için kılıcı kutsal bir enstrumandır. Kendisini onunla tamamen özdeşleştirir. Lao-Tse (M.Ö. 604-530?) tarafından kurulan Taoizm Koç özelliğine sahip bir dindir. Taoizm’de her şeyin kökenine, başına inmek vardır. Öz halimize dönüşmek vardır. Koç burcunu dengeleyen burç Terazidir. Terazinin etkilerini Çin kültüründe görmek mümkündür, en çok sevilen ve kullanılan taş yeşim (zade) renginden anlaşılacağı gibi Venüsün etkisi altındadır. Çin el işçiliğinde görülen ince ve zarif tema kadınsı bir etki taşır. Çin’in dünyanın son komünist ülkelerinden biri olması ve komünizmin nispeten orada bu denli başarılı olması ilginçtir. Kızıl bayrak, kızıl kitap mars rengi çağrıştırır. Beş köşeli kızıl yıldız da kültürün bir parçasıdır. Kabalistik açıdan beş köşeli yıldız marsın sembolüdür.
2) Boğa Burcu – Konfuçuş Dini – Çin- Kırmızı Turuncu: Bir din kurucusu olarak Konfuçus’ü (M.Ö. 551-479) düşünmek bazen zordur. Zira, o din kurucuları arasında en pratik, ayakları en fazla yere basan kişidir. Bunlar tabii ki Boğa özellikleridir. Pratiklik ve toprak ağırlıklı özellikleri Çin kültüründe ağırlıklıdır, zaman zaman Koç özellikleri ile çatışır. Ancak belki de komünizmin materyalist yanı Boğa için pek o kadar rahatsız edici gelmeyebilir. Boğa özellikleri taşıyan ezoterik öğretileri arasında toprak/yer enerjisi üzerinde yoğunlaşmış Feng Şui vardır. Eski Çin kültüründe Feng Şui kurallarına uymayan ev yapılamazdı. Ayrıca, I Çing, bir nevi toprak kehanetidir. I Çing bilindiği gibi remile çok benzer, ve remil gibi toprak enerjisi üzerinde kurulmuştur. Ondan dolayı remile İngilizce’de Geomancy (geo=toprak, mancy=kehanet) denilir. Genelde Çin bölgesi için Akrep burcunun çağrıştırdığı Mars etkilerini yukarıdaki Koç burcun Mars etkileri ile pekiştirilir.
3) İkizler Burcu – Budizm – Nepal – Turuncu: Nepal, Hindistan ve Çin arasında bir ülkedir ve Budizm de bu civarlarda Buda’nın (M.Ö. 563 ve 483) öğretisi olarak ortaya çıktı. Batıya doğru yolculuğumuzda ilk durağımız burasıdır. Bilindiği gibi Budizm Hint kültürü içerisinde yeşermiştir, ancak daha doğuda kök salmıştır. Hindistan’da pek tutulmamış, ancak doğuya yayılacak Japonya’ya kadar uzanmıştır. İkizlerin gezegeni Merkürdür. Hint dili Sanskritçe’de Merkürün adı Buda’dır. Buda bilge demektir. Bir Budist rahip veya rahibenin pek dünyevi eşyası yoktur. Genelde tek parçalı bir kumaştan bir abaya, bir yemek tası (bazı kültürlerde dilenmek için de kullanılır) ve bir tespihi vardır. Bu abası genelde safran renkli, (Tibet’te) kırmızı veya turuncudur, kültüre göre değişir. Hakim renk turuncudur. Bu da Merkür rengidir. Budizm’i merkür’e bağlayan diğer bir özelliği Budizm’deki akılcı yoldur. Aydınlanma yolu takip edilmekte, fakat Buda’nın ince zekası ile diyalektik bir sohbet usulü ile kişi ikan edilir veya yola sokulur. Bu yöntemler İkizler burcunun yöntemleridir. Denilebilir ki İkizler yüzeyseldir, oysa Budizm derin kavramlara, bilgeliğe dayanır. Unutmamak gerekir ki kitlesel etkilerde aksın diğer ucu, İkizlerin zıttı Yay da bir nebze etkilidir. Yay da bilindiği gibi yöneticisi Jüpiter olduğu gibi bilgelik ve felsefe burucudur. Budizm’de en çok üzerinde durulan doktrinlerden biri de Karma yasasıdır. bu da sebep ve sonuç yasası gibidir. İkizlere uygun bir ikilem mevcuttur. Ayrıca Budist “orta yol” da İkizlere uygundur.
4) Yengeç Burcu – Tantrizm – Hindistan – Turuncu-Sarı: Bilindiği gibi yengeç burcu dişiliğe ve dişi enerjisine en yatkın burçtur. Tantrizmin çok geniş bir uygulama sistemidir, zaten Tantra genişleme anlamına gelir ve içinde farklı ekoller barındırır. Özelliklerinden biri de şakti denilen dişi enerji üzerinde durmasıdır. Çeşitli ekoller farklı şekilde bunu gerçekleştirir, kimi sembolik olarak kimi de bir fiili uygulama olarak cinsel birleşimi kutsal bir ritüel olarak kullanmaktadır. Burada insanın doğal enerjisi şaktinin kundalini şeklinde başın üzerinde oturan tanrı Şiva ile birleşmesidir. Bütün bunlar insanın bütünleşmesi yolunda bir içsel simyadır. Tantrizm cinselliğe karşı açık tavrı açısından muhafazakar ve riyazetli komşu dinlerinden oldukça farklıdır. Yengecin zıt burcu oğlaktır. Tantrizm’de satürn etkisi barizdir. Bol Tanrıçalı Tantrizm’de Kali gibi tanrıçaların dehşet verici karanlık bir yanı vardır. En büyük tanrı Şiva’dır ve satürn etkisi ağırlıklı olmakla beraber, Satürn gezegenin hakim olduğu Ajna çakra, üçüncü gözü idare eder. Tantrikalar turuncu ve kırmızı arasındaki renkleri giyerler.
5) Aslan Burcu – Hinduizm – Hindistan – Sarı: Hinduizmin kökeni Batıdan gelen Hint Avrupa kökenli Aryan istilacılardır. Tantrizm gibi yerel dinleri baskı altında tutmuşlardır ancak zamanla eski halkların inanç ve adetleri yavaş yavaş yüzeye çıkarak bir şekilde Hinduizmle karışmıştır. Örneğin Hinduizmin eski kutsal kitapları Vedalarda reenkarnasyon, tekrar doğuş üzerinde herhangi bir öğreti gözükmemektedir. Aslen Hinduizm Brahmin sınıfının hakim olduğu, erkek egemen, törensel ve savaşçı bir dindir. Eski Vedik Hinduizminde en önemli tanrıları arasında ateş tanrısı Agni’di ve güneş tanrısı Surya’dır. Zamanla Yaratıcı Brahma, Koruyucu Vişnu ve Yok Edici Şiva ile bir üçlü kuruldu. Aslan’ın zıt burcu Kova’nın da etkilerini görmek mümkündür. Bunların arasında kökeni Hinduizmden önceki devirlere rastlanan Yoga uygulamaları gelir. Yoga, özellikle Raja Yoga kişisel ve bağımsız bir gelişim sistemidir. Kendi içsel enerjilerimizi uyarmamıza dayanıyor. Raja kral demektir, güneş kraldır, rajanın başındaki ra da Mısırda güneş tanrısıdır. Ram mantrası Tantra’da güneş sinirağı çakrası güneş ve ateşe tekabül eden Manipuranın mantrasıdır.
> 6) Başak Burcu – Jainizm – Hindistan – Sarı Yeşil: Hindistanın önemli, ama nispeten az tanılan bir dini M.Ö. 6 asırda Mahavira tarafında kurulan ancak kökleri çok eskilere inen Jainizm’dir. Jainizm Budizm’e benzer yanları olmakla beraber tamamen farklı yanları da vardır. Buda aşırılıklardan uzak orta yolu önermişti, oysa Jainizm’de bedensel arınma ve riyazet oldukça önemlidir. Jainizm’de can almama doktrini “ahimsa”yı aşırı uygulamaları ile ünlüdürler ve küçük böcekleri yanlışlıkla öldürmemek için çok dikkat harcarlar. Başak burcuda İkizler gibi Merkür tarafından yönetilir ve karşısından Jüpiter tarafından yönetilen bir burcu vardır. Bu burç balıktır. Jainizm’de arınma ve saflık o denli ön planda olmasından ve ayrıntılara önem vermesi açısından onu başak burcuna yakıştırdık. Başak burcuna boşuna Virgo, bakire demiyorlar. Ayrıca karşısındaki balık burcu da mistiktir. Bu burcun ezoterik ekolü hatha yoga gibi beden sağlığı ve arınmaya ağırlıklı veren yoga uygulamalar olabilir.
7) Terazi Burcu – Bön – Tibet – Yeşil: Terazi burcu özelliği burç kuşağın tam ortasında bulunmasındadır. Yeşil rengi Doğu kültürünü yöneten sıcak renkleri ve Batı kültürünü yöneten soğuk renkleri arasında bir köprü ve aynı zamanda dengeleyici bir terazi görevi verir. O halde burada bulunan din ve felsefeler, Doğu ve Batı arasında bir karışım olabilir. Akla ilk gelen Hindistan’da 16 milyon mensubu olan Sihkizm’dir. Sihkizm Müslüman ve Hint dininin bir karışımı gibidir. Ancak, Sikhizm çok geç, 15. asırda Guru Nanak tarafında kurulmuştu. Diğer bir aday da Mani dinidir. Mani dini bir Batı dini olan Zerdüştlük ve Doğu dini olan Budizm’in unsurlarını taşımaktadır. Ancak hiç bir zaman fazla etkili olmadığı gibi bir yapay din görünümü taşımaktadır. O halde, bu dinlerin her biri bir nebze bu özellikleri taşımakla birlikte, Tibet’te ortaya çıkan Bön veya Bönpa dini, özgün bir din olması, çok geniş bir kutsal edebiyatı olması itibarıyla en tipik örnektir. Bön dini kurucusu Tönpa Şenrab, Batı Tibet’te veya bazı görüşlere göre Doğu İran’da efsanevi Olmo Lung’dan geldiği söylenir. Tibet’in özgün monastik sistemi Lamaizm ve pek çok Şamanik ve Majikal bazlı uygulamaları, özgün ikonografi, sanat, dans ve ayinlerin asıl kökeni Budizm değil, Bön dinidir. Bön Şamanizm kökenli bir din olmakla birlikte Tantra, Budizm ve Taoizm tarafından etkilenmiştir, Ayrıca, Zerdüşt kökenli uygulamaların da yer aldığı iddia edilmiştir. Bön’da Şamanizm’de olduğu gibi dokuz sayısı önemlidir, örneğin Bön’ün dokuz yolu vardır. Şamanizm terazi burcun doğaya yakın özelliklerine uygundur.
8) Akrep Burcu – Müslümanlık – Arabistan – Turkuvaz: Müslümanlık astrologlar tarafından genelde Akrep burcuna uygun görülür. Bunun için çeşitli sebepler vermişlerdir. Bizim için en temel göstergesi renktir. Bilindiği gibi İslam’da ve sadece İslam’da yeşil kutsal bir renktir. Bu renk tam yeşil mı, yoksa maviye kaçan bir tonu mı tartışma konusu olmuştur. Turkuvaz rengi gerek çinilerde, gerekse de türbelerde kullanılmış bir renktir. Yeşil kullanıldığında da cart bir yeşil yerine koyu, hafif mavi tonu olan bir yeşil kullanıldığı görülmüştür. Unutmamak gerekir ki zıt burcu Boğa’nın gezegeni Venüsün yeşildir. Bunun haricinde Akrepteki Mars unsurunu İslam’daki savaşçı ruhu ile ifade gördülür. Ayrıca Müslümanlıkta Cuma günün kutsal sayılması zıt burcu Boğa’nın gezegeni Venüs’ün etkisini göstermektedir. Ayrıca burada Pluton etkisini de görebiliriz. Pluton ölüler diyarının tanrısıdır, İslam’da diğer Semavi dinlere kıyasla ahiret ve ölüm sonrası yaşam, cennet ve cehennem üzerinde çok daha fazla durulur. Pluton’un cinsellik ve cinsel baskı konusunda da etkileri bilinir. Diğer yandan Müslümanlığın Batıni, ezoterik yansıması olarak tanımlayabileceğimiz Sufizmde de zıt burcu Boğa’daki Venüs özellikleri hakimdir. Hiç bir diğer ezoterik ekolde sevgi, müzik ve sanat üzerinde bu denli fazla durulduğu görülmez. Hz. Muhammed M.S. 571-632 yıllarında yaşadı. Diğer yandan, okült tradisyonlar arasında Vudun akrep özellikleri tam olarak yansıttır.
9) Yay Burcu – Zerdüştlük – İran – Mavi: Zerdüştlük M.Ö. 7. asırda Doğu Iran’da kurulduğu söylenir, ancak kökenleri daha eskilere gider ve muhtemelen bilinen çıkış tarihinden en az bin yıl önce başka bir Zerdüşt daha vardı. Zerdüştlüğün çok özgün doktrinleri vardır, zengin kutsal metinler külliyatı vardır. Hinduizm gibi Ari ırkı kökenli bir dindir. Mabetlerinde sürekli yanan bir ateş Zerdüştlüğün tek tanrısı Ahura Mazda’yı simgeler. Bu uygulama Zerdüşt dinine mensup olanlarının İran’a istila eden Müslümanlar tarafından ateşe tapanlar diye tanımlanmasına neden olmuştur. Dolayısıyla kafir muamelesi görmüşlerdir. Oysa Zerdüştlük esasında kabul gören Kitap gören Sabiliğin bir koludur. Sembol olarak kullandıkları ateş Yay burucunun elementidir. Zerdüştlükte düalizm, yani iyi ve kötü ayrımı hakimdir ve zamanla diğer Semavi dinleri etkilemiştir. Yay burcunun sembolü centuar, yarı at yarı insan bir varlıktır ve elindeki yay ile yıldızlara nişan alır. Yayın özelliği insan üstü hale ulaşmak, insan altı hayvansal unsuru (at) geride bırakmaktır. Zerdüştlüğün rahiplerine Magiler denilirdi. Magiler bilgelikleri, astrolojik ve okült bilgileri ile ünlülerdi. İncil’de üç Maginin İsa’nın doğumunu önceden bildikleri ve bir Betelam yıldızını takip ederek bir ahırda yeni doğan İsa’yı bularak ona hediyeler verdiklerini yazar. Ne de olsa Hıristiyanlık Jüpiter’in yönettiği diğer bir burç altındadır. daha sonra Zerdüştlük, Magilerden dolayı Araplar tarafından Mecüsilik olarak adlandırıldı. Günümüzdeki Maji kelimesi bu kökendendir. Bir ezoterik ekol olarak Maji’nin kökeni de Zerdüştlüğe dayandığı çoğu “modern” majisyen tarafından bilinmez. Ayrıca, maji kelimesini büyü olarak tercüme etmek doğru olmaz. Maji kelimesinin kökeni Hint-Avrupalı dillerde “yüce” anlamına gelir. Sanskritçe’de “Maha” aynı anlama gelir, örmeğin Mahatma (maha=yüce,büyük, atma=ruhsal varlık) büyü ruh, yüce kişi, Maharaja (maha=yüce,büyük, raja=kral) büyük kral anlamına gelir. Aynı şekilde Avrupa dilerinde Ma kökü: Ma-jesti, Ma-ğnetik, Ma-gnificant, Ma-ksimum, yücelik, erk ve asalet anlamlarını taşır. Dolayısıyla, bir kara majiden söz etmek etimolojik açıdan yanlış olur. Maji sadece insanı yücelten, laik olduğu düzeye getiren kutsal bir bilim olabilir.
Mavi renginin diğer bir özelliği soğuk renklerden olmasıdır. Soğuk renkler renk tayfında yeşilden sonra gelen renklerdir. Kırmızı ve Sarı sıcak renkler olarak görülmüştür. Yeşil bir ara renk olmakla birlikte soğuk renk olarak da telafi edilmiştir. Ancak soğuk renklerin tam özelliklerini sahiptir. Dikkat edilirse sıcak renkler alındaki din ve ekoller Doğu Ezoterik Tradisyonuna bağlıdır ve soğuk renkler altındaki din ve ekoller Batı Ezoterik Tradisyonuna bağlıdır. Bu tanımlar modern okültizmde oldukça yaygındır ve oldukça yaygın ideolojik bölünmelere neden olmuştur. Ezoterizmin bu iki ayrı kola ayrılmasının kökenini Zerdüştçülükte bulabiliriz. Aynı Ari kökeninden gelmelerine rağmen Zerdüştçülük Hinduizm’e adeta teolojik bir savaş açmıştır, Hinduizm de Zerdüştçülüğe. Zerdüştçülükte tanrı Ahura Mazda’dır. Hinduizm’de Asuralar (Ahuralar) kötü ve şeytani varlıklardır. Hinduizm’de devalar duaları yerine getiren, adakları ve iyilikleri mükafatlandıran, kötülükleri cezalandıran ara tanrılardır (melekler gib). Oysa, Batıda deva kelimesi şeytan – devil kelimesine dönüşmüştür. Bunun gibi pek çok şey bulunabilir. Maji de doğu uygulamalara karşı meyden okuyan, biri ayağı yerde olan ve dünyayı terk etmeye yönelik olmayan bir ruhsal gelişme yolu olarak kaldı.
10) Oğlak Burcu – Musevilik – İsrail: Musevilikte oğlak burcun özellikleri o kadar yaygındır ki çok rahat bir şekilde Oğlak burcuna koyabiliriz. En önemli peygamberi ve Hz. Musa bir bakıma kurucusu sayılır. Oğlak burcunun sembolü bir dağı tırmanan oğlaktır. Oğlak burcu burçlar kuşağında 10. burçtur. Hz. Musa On Emri almak için Sina dağının zirvesine tırmanmıştır. Hz. Musa genelde başında iki küçük boynuzla resmedilir. Musevilik M.Ö. 6. yüzyılda Esra tarından yineden organize edildi. Kutsal metinleri “bulundu” ve düzenlendi ve sıkı kurallarla bağlandı. Museviliğin kutsal günü cumartesidir, çünkü Tevrat’ta göre Tanrı dünyayı altı günde yaratı ve yedinci günde istirahat etti. Cumartesi satürn günüdür. Yahudilerde gerek dini, gerek günlük kıyafetlerde siyah giymek yaygındır. Siyah, indigo gibi bir satürn rengidir. Musevilikte Tanrı anlayışı bir kanun koyucu, mutlak bir şekilde uyulması gereken bir çok kısıtlama ve kuralar getiren bir Tanrıdır. Museviliğin Ezoterik Ekolü Kabaladır. Kabala öğretisinde 10 küreli hayat, Ağacı Hayim en önemli rol oynar. Satürn gezegenler arasında en yüksek (3üncü) küreye hakimdir.
11) Kova Burcu – Pitagorculuk – Yunan Adaları – Mor: Aslında tabii ki Pitagor (M.Ö. 580-490) klasik anlamda bir din kurucusu değildir. Ancak modern çağımızın bir çok kavram ve uygulamalarının ilk adımını Pitagor (Pythagoras) atmıştı. Felsefe ve matematik gibi kelimeleri ilk o ortaya çıkardı ve bu konularda genel kuralları belirledi. Pitagor belki de bir peygamber değildi, ancak bir peygamberden eksiği yoktu. Ayrıca, Uzak-Doğuda birçok din kurucusu da bizim anladığımız anlamda peygamber değillerdi. Pitagor 34 yıllık gezilerinde dünyanın gizli öğretilerini toplamıştı ve onları bir araya getirerek akademik bir sistem içerisinde müritlerini eğitti. Pitagor’a bio-enerjiyle şifa vermek, geçmiş enkarnasyonları hatırlamak gibi insan üstü güçler addedilmişti. Pitagor’un misyonu Hermetik felsefe ve bilimleri yineden canlandırmaktı. Evrende sayı, müzik notası, renk, gezegen ve insan konularını bütünsel bir sistem içinde açıklayan ve birbirleriyle olan ilişki ve ilintileri veren bir öğreti sunmaktı. Kendisi her ne kadar sahneden kaybolduysa, öğretileri bir şekilde kalmıştır ve tarihsel rol ve görevlerini yerine getirerek bu günkü dünyamızın senaryosuna imza atmıştır. Bugünkü dünyamız da Kova Çağın arifesindedir. Pitagorculuk insanı ön plana alması ve akılcı yolu itibarıyla Kova burcuna uygun özellikleri açıktır.
12) Balık Burcu – Hıristiyanlık – Batı (Kudüs)- Eflatun: Sanırım Hıristiyanlığın Balık burcuna ait olduğu uzun süredir bilinmektedir. Bunun sebebi, yaklaşık iki bin yıl önce Balık Çağı başlaması ve günümüzde sona ermesidir. Hıristiyanlıkta Balık burcun sembolleri o denli yaygın ki, adeta bir Balık dini olarak tanınmıştır. Katolik ve hatta Anglikan mezhebinde Balık burcun rengi eflatun hakimdir ve kutsal bir renk olarak görülür. Başpiskoposlar bu renkte pelerinler giyerler. Balık burcu bir su burucudur ve Hıristiyanlıkta su ile vaftiz edilir. Hz. İsa’nın havarileri (müritleri) çoğu balıkçıydı. İncil’de Hz. İsa ölümünden önce havarileri ile geçirdiği son yemekte, İsa havarilerinin protestolarına dinlemeden törensel bir şekilde ayaklarını yıkamıştı. Bilindiği gibi balık ayakları idare eder. Balık burcun zıt burcu Başaktır. Başak’ta bakire Virgo’dur. Meryem ana kültü bu bağlamdan doğmaktadır. Hz. İsa’nın mucizelerinden biri de beş ekmeği ve iki balığı çoğaltarak 5000 kişiyi doyurmasıdır. Burada hem Balık burcun, hem de Başak burcun sembollerini görmek mümkündür. Ekmek ve buğday Başak burcunun sembolleri arasındadır. Hz. İsa insanlara şifa verirdi Başak sağlık ve şifa burucudur. Balık burcu on ikinci burçtu ve Hz. İsa’nın 12 havarisi vardı. Ayrıca astrolojide on ikinci ev, sınavları, düşmanları ve ihaneti gösterir. İsa havarilerinde Yudas tarafından ihanete uğrar ve çarmıha gerilir, ayaklarından da çivi geçirilir. Göğsüne, Başak burunun yönettiği bölgeye mızrak saplanır. İlginçtir ki İsa Grekçe’de J-ch-th-y-s yazılır bu da balık anlamına gelir. İlk Hıristiyanlar dinlerinin sembolü olarak balık kabul ederlerdi ve eski çağlarda bu sembolü Hıristiyan mezarlıklarda yaygın olara görmek mümkündür. Balık burucun gezegeni Neptün mistik bir gezegendir ve Başak burcun etkisiyle riyazetli, cinsel dürtüleri baskı altında alan bir mistiklik söz konusudur.
Bu akşam saat 18.58 ‘da 11 derece Kova Burcunda Dolunay meydana geliyor.Anın yükseleninde 18 derece Oğlak burcunu görüyoruz.
Her ne kadar dolunaylar bir bitişi ifade etse de Kova Dolunayı bir başlangıcı ortaya koyacaktır.Kova semboliği doğrultusunda kendimizi mental anlamda geliştirmek,sorgulamak,felsefi yaklaşımlarda bulunmak kişisel gelişimimiz için önem teşkil edebilir. Bilgimizin sınırlarını genişletebilir, yeni şeyler öğrenmeye açık olabiliriz. Uzun süredir üzerinde çalıştığımız konuların olumlu ya da olumsuz tezahürlerini yine bu süreçte görebiliriz.Bu gelişmeler ani,beklenmedik,şok etkileriyle hayatlarımızda filiz verebilir.
Dolunaylar mevcut durumu iyisi ve kötüsüyle önümüze sererler yani hasat zamanlarıdır.Topladığımız mahsuller geride bıraktığımız 20 Temmuz Yengeç Yeniayı ile doğrudan bağlantılı olabilir.
Kova burcu semboliklerinden olan özgürlük ihtiyacı ,eşitlik tutkusu,humanist yaklaşımlar, hak arayışları bu dönemde artabilir.Haritalarımızdaki yerleşimi doğrultusunda kendimizi insanlar için bir şeyler oluşturma,eylemde bulunma arzusunda bulabiliriz.An haritasında bulunan Venüs-Kad kavuşumu nedeniyle yeniden doğuş,başlangıçlar veya yeni bir düzene geçiş görülebilir.Bu yenilikler kadersel düzlemde bize hizmet edebilir.Kadın figürler kurtarıcı rolüyle yaşamlarımızda belirebilir.Sevgi,uyum,paylaşım isteği artacağından barışmalar gerçekleşebilir.Uranüs Kova burcu dolunayında etkili bir poziyonda bulunduğundan garip,sıradışı, saçma bulabileceğimiz olayların gündeme gelmesi ve yayılması bu dolunayın getirilerinden olabilir.Uranüs aynı zamanda eşcinselliğe de vurgu yaptığından bu konu hakkında gündemlere şahit olabiliriz.
Uranüs dolunay an haritasında ilişkileri temsil eden (ben-sen aksı)1/7 ‘de bulunan Güneş ve Ay karşıtlığına üçüncü evden kare yapıyor.Sürpriz ilişki başlangıçları ve ayrılıklar,beklenmeyen kişilerden açık düşmanlıklar,bir anda beliren özgür olma tutkusu,şok edici diyaloglar,ortaklık ve evliliklerde dişil ve eril figürler arasındaki rekabet ve zorlu enerjiler yaşamlarımızda yer bulabilir.Bu dönemde başlayan ilişkiler genişleme,kök salma arsuzuyla aniden başlayabilir.Büyük duygularla başlayan ilişki modeli zamanla tartışmalı bir form alabilir veya güç gösterisine dönüşebilir.Bu durumun olumlu kullanımı, enerjinin ilişki içerisinde iyicil amaçlar doğrultusunda ve ortak payda seçilerek sarfedilmesi olacaktır. Zira, olumsuz kullanımı neticesinde ilişki bireysel egonun kurbanı olabilir.Bir ilişkiyi aynı düzlemin iki farklı kutbu olarak düşündüğümüzde, normal şartların sağlanması için iki tarafın da bulunduğu noktadan harekette bulunması gerektiğini unutmamak gerekir.
Yine Dolunay an haritasında yükselendeki Oğlak Burcunda bulunan Jupiter,Saturn,Plüton ‘un kavuşum halinde olduğunu görüyoruz.Mars, bu planetlerle olumlu açıda bulunuyor.Yükselendeki bu ağır planetler, kolektifi ilgilendiren konuların duyulacağının/duyurulacağının göstergesi olabilir.Mars ‘ın enerjisi olumsuz tarafa evrilmeye meyilli olduğundan , dengeli kullanılamadığı alanlarda bu planetlerle açıda bulunmasının neticesini hırs,acele, tartışma içeren eylemlerle de görebiliriz.Yukselende bulunan Merkür ve Saturn’ un partil olarak karşıt açıda bulunması ise sosyal medya, teknolojik konularda bir düzenleme getirebilir.
Dolunay’da toprak grubunun baskın olması aynı zamanda bizlere mal alım satımı,inşaat temalarıyla ilgili ani fırsatlar yakalama şansını getirebilir.
Dünya gündeminde bilim,uçaklar,elektrik-elektronik,uzay ,astroloji-astronomi,dijital hamleler konuşulabilir.Yükselende Oğlak’ta bulunan ağır planet yerleşimleri yine devlet yöneticileri,sistem,maddi gücü elinde bulunduran insanları ön plana taşıyabilir.Küçük ölçekte büyükler,otorite figürleriyle ilişkilerimiz,dharmamızı tekrar gözden geçirilebiliriz.Bu dönemde özellikle hava şartları Uranüs etkisiyle aniden değişebilir ve fırtına, hortum, yıldırım vb. doğa olayları görülebilir. Yine havayollarıyla ilgili gelişmeler ön plana çıkabilir. Dolunay Türkiye’nin sekizinci evinde gerçekleştiğinden ölüm oranlarında artış görülebilir. Vergiler, krediler ve sigorta şirketleri ile ilgili konular gündeme gelebilir.
Dolunay’ın etkileri devam ederken ,7 Ağustos’ta Venüs’ün Yengeç burcuna geçmesi 21 Haziran’daki Güneş tutulması derecesini tetikleyecek.Bu etki ile yeni tanışmalar,büyük fırsatlar,teklifler ön plana çıkabilir.Ruhsal olarak rehabilitasyon süreci bu zaman diliminde karşımıza çıkacak fırsatların olumlu değerlendirilmesiyle başlayabilir.
Dolunay döneminde bağ dokuları,bacaktaki toplar damarlar,bacak derileri,anemi,görme duyusula ilgili problemler,uyluk ve kaval kemiği problemleri,sinir sistemi sorunları, uykusuzluk, tansiyon problemleri görülebilir.Aynı zamanda Dolunayda etkili olacak Albali sabit yıldızı etkisiyle genç insanlarda kan ile ilgili rahatsızlıklar, yaşam ışığını olumsuz yönde etkileyecek durumlar oluşturabilir. Yine bu yıldız etkisiyle, tehlike içeren durumlardan uzak durulması daha faydalı olacaktır.
20 Temmuz’da İstanbul saatine göre 20:32’de Yengeç burcunun 28 derecesinde Satürnyen bir yeniay meydana geliyor.Anın yükseleninde 0 derece Kova burcunu görüyoruz.
Bu yıl Yengeç burcunda ikinci kez yeniay deneyimliyoruz. Güneş ve Ay 28 derecede yan yana geldiğinden haritalarımızın Yengeç burcunun temsil ettiği bölgelerde artık bir tamamlanma evresine geçeceğimize,aynı zamanda yeni kararlar alacağımıza işaret ediyor. Son derecelere yakın gökyüzü etkileri olgunlaşan ve bitmeye yüzmüş tutmuş olayları da haber verir.Aynı zamanda önümüze gelecek olayların karmik bağlantılarını da gösterir.
Çok yakın tarihlerde etkileri hala devam eden üçlü tutulma serisini geride bıraktık.Tutulmalarla birlikte olumlu ya da olumsuz kırılmalar yaşamlarımızda hakim oldu. Bu nedenle ,artık güçlü ve kalıcı adımlar atmak ve yaşamımızda yeni bir sistem oluşturmak istediğimiz sürece giriyoruz.
Yeniay an haritasına baktığımızda altıncı evde meydana geldiğini ve bu evin konularıyla ilgili gündemler oluşturacağını görüyoruz. Sağlık ve hizmet sektörü, askeriye, lojistik ticari faaliyetler altıncı evin konuları dahilindedir.
Stres üreten ve huzursuz hissetmemize neden olan koşullar da görülebilir. Ancak yeniay anında 0 derece Kova burcu yükseliyor olması özgürlük ve bağımsızlık ihtiyacımızın da bu konulara eşlik edeceğini göstermekte.
Yengeç burcu yeniayı ailevi meseleri de kapsama alanına aldığından birliği bozan, bütünün yararını düşünmeyen kişiler yüzünden problemler yaşanabilir.Anne ile ilgili sıkıntılar,annelik kavramının tekrar gözden geçirilmesi,beslenme sistemimiz,barınma ve taşınma konuları gündemimizi meşgul edebilir.Home office çalışıyorsak burada da kendi koşullarımızla alakalı yeni düzenlemelere gidebiliriz.Kendimize zarar veren her türlü olay ve durumdan ayrılmak,yüzleşmek ve özgürleşmek isteyebiliriz.Kronik ya da henüz tanışmadığımız sağlık sorunlarımız varsa yeni ay tekrar nüksetmesine veya ortaya çıkmasına imkan tanıyabilir.
Kalıcı ve uzun vadede hayatımıza etki edecek kararlar almamız bu dönemde mümkündür. Uzak toleranstan da olsa Jüpiter ve Plüton da yeniay anında etkin olacağından ;taşınma, ev alma, iş kurma, evlenme, çocuk yapmak gibi ciddi sorumluluklara daha sıcak bakabiliriz veya bakmak zorunda kalabiliriz. Ailevi değerleri gözetmek ve bir düzen yaratma ihtiyacı bu dönemde artış gösterebilir.Sağlık sorunlarımızı çözmek adına,diyete başlamak veya herhangi bir tedavi sürecini başlatmak için adım atabiliriz.Yaş almış kişilerin sağlığıyla ilgilenmek durumunda kalabiliriz.Ülkemizde adalet sistemi için yapılan eylemler, buna karşı yapılan kısıtlamalar tekrar medyada yer bulabilir.
Satürn gezegeni yeniay anında etkin bir konumda bulunuyor.( Hem yükseleni yönetiyor hem de kavuşuyor. Ayrıca Güneş ve Ay kavuşumuna partil bir karşıt açı gerçekleştiriyor.)Karşıt açılar muhafelet yaratan etkileri ortaya çıkarır. Otorite ile çatışmalar, patronlarla anlaşmazlıklar,yaşça büyük kişilerle uyum sorunları ,baskılanma hissi bu dönemde normalden daha fazla hissedilebilir.Bu büyük resimde devlete baş kaldıran gruplar şeklinde tezahür edebilir.
Bununla birlikte Yengeç yeniayının gerçekleştiği derecenin de term yöneticisi Satürn olduğundan,yeni başlangıçlar için büyük heveslere sahip olsak da Satürn nedeniyle hemen karşılık alamamak, beklentilerimize destek bulamamak, gecikmeler, yalnızlık hissi, zorunlu ayrılıklar, yaptırımlar veya karamsar etkiler ile baş etmek zorunda kalabiliriz.
Satürn aynı zamanda ekonomide daralmayı,zamları bunun getirisi olarak da eş zamanlı olarak kişisel bütçelerde de daralmayı,kemer sıkmayı beraberinde getirebilir.Özellikle Eylül ayında etkili olacak Mars retrosu ve yapacağı karşıtlıklarla ekonomik yansımalarını daha somut bir biçimde deneyimlebiliriz.Aynı zamanda Satürn ,inşaat sektörü,emlak ve gayrimenkul alanlarıyla da alakalı bulunduğundan bu sektörde iş yapanları zorlayabileceğini söyleyebiliriz.Gümüş aniden öne çıkabilir.Vergide düzenlemeye gidilebilir. Döviz fiyatları artabilir.
Satürn kolektif bir gezegen olması nedeniyle daha önemli toplumsal meseleleri gündeme getirebilir. Yengeç burcu turizm/otelcilik,su kenarları,sayfiye yerleri,adalar ve vatan topraklarını simgeler. Salgının ülkemizde hala etkinliğini sürdürdüğünü düşündüğümüzde, tatil bölgelerinde yeni düzenlemelerin ,yasakların gündeme taşınacağını görebilirz.Yine modern yönetici Uranüs etkisini ön plana aldığımızda, bu uygulamalar ani bir kararla hayata geçirebilir.Toplumda özellikle kadın ve çocuklara yonelik konular, sosyal alanlar, yeme – içme , beslenme, barınma ile ilgili olaylar buna dair yeni düzenleme talepleri konuşulabilir. Depremler,meteorolojik olaylar (yağış,fırtına)görülebilir.
İran, Rusya, İsrail konuşulabilir.Yine bu ülkelerin isimleri burada meydana gelecek olaylar, düzenlemeler nedeniyle anılabilir.
Venüs yeniay an haritasında 15 derece İkizler burcunda bulunuyor. 5 Haziran’da gerçeklemiş Yay tutulması derecesine karşıt açı yapıyor. İlişkiler, ortaklık ve evlilik ortaklık konuları gündeme gelebilir. Ancak daha gerçekçi bakmamız gereken koşullar ortaya çıkabilir. Her ne kadar bir yeniay gibi görünse de sonlanma ve farkındalık enerjisini yükseltecektir.Venüs’ün bu konumunun Türkiye üzerindeki yansıması dış ülkelerle ilişkilerin özellikle gerginleşmesi olabilir.
Çözümlenemeyen konular önümüze döküldüğünde, bunun nedeninin o konulardaki “Enerji dönüşümünün gerekliliği “olduğunu unutmamamız gerekir.
Sağlık astrolojisine göre ,Yengeç burcunun 28.derecesi özellikle kaburga kıkırdakları,saçları temsil eder.Bunun yanında meme bölgesi,mide mukozasıyla ilgili sorunlar,mide kan damarları,hazmettirici organlara ait kan damarları,pankreas ile ilgili sorunlar da görülebilir.
Genelde bilinenin aksine Yeniay döngülerinde bir şey başlatılmaz. Yeniay’dan bir-iki gün sonra başlayan hilal döngüsü beklenir. Bu nedenle Yeniay’ın üçüncü ya da dördüncü günü yeni başlangıçlar için daha olumlu olacaktır.
Eski Mısır’dan ; tüm ırkların,milletlerin ve halkların felsefelerini binlerce yıl boyunca güçlü bir şekilde etkileyen temel ezoterik ve gizli öğretiler geldi. Piramitler ve Sfenks’in evi olan Mısır “Gizli Bilgeliğin” ve “Mistik Öğretilerin” doğduğu yerdir.Isıs topraklarının üstadları ve rahipleri,Hindistan,İran,Kalde,Medea,Çin,Japonya,Asur,Kadim Yunan ,Roma ve diğer ülkelerden gelenler Ökült bilginin büyük sofrasını katkıda bulunan tüm uygarlıklarla paylaştılar.Bu bilgi sisteminde, her şey önce kalfalıkla başlıyor ve üstadlıkla sona eriyordu.Üstad olanlar ise hazır olduğunu düşündükleri bir başka çırakla yollarına devam ediyorlardı.Fakat, herkes çırak olamıyordu.Onlara göre çırak olmanın birinci ilkesi “Duymaya hazır kulaklara “sahip olunmasıydı.Eğer çırağın kulağı duymaya hazırsa onu bilgelikle doldurmaya gelen dudaklar kendiliğinden gelip fısıldardı.
Fakat, bu üstadların arasında “üstadların üstadı”olarak tanımladıkları bir kişi vardı.Bu kişi eğer insan ise Mısır’ın erken dönemlerinde yaşadı. Hermes Trismegistus olarak bilinen bu kişi Ökült Bilgeliğin,astrolojinin,simyanın kurucusu ve mucidi olarak biliniyordu.Hayat hikayesinin detayları yüzyıllar geçtikçe tarih içinde kaybolmuş olsa da hakkında bir çok söylenti vardır.Öğretilerin dayandığı enkarnasyon zincirine göre ,bu gezegendeki en son enkarnasyonunun tarihi bilinmemektedir.Ancak, en eski Mısır Hanenadanlıkları döneminde olduğu düşünülmektedir.
Bu yaşam düzlemindeki ölümünün üzerinden yıllar geçerken,Mısırlılar onu tanrılaştırarak Thoth adını vererek tapmaya başladılar,Kadim Yunan ise onu bir çok tanrısından biri haline getirerek Merkür olarak kabul etti.(Hermes yani Merkür,Kadim Yunan’da bilgelik tanrısıdır ve her türlü iletişim faaliyetinden sorumlu tutulmuştur.) Mısırlılar onu “Tanrıların yazcısı “olarak çağırdılar ve üç kez yüce manasına gelen “Trismegistus”ünvanını yakıştırdılar.Hermes Trisgemegistus’un adı bilgeliğin pınarı ile eş anlamlı kabul edilerek kutsandı.Bazılarına göre ise, “Hermes”sadece bir sıfat olarak kullanıldı.
Bugün bile, Hermetik öğretilerin gizlilik ilkesini benimsediği gerçeğiyle “Hermetik” terimi gizli,hiç bir şeyin kaçamayacağı şekilde mühürlenmiş vb.anlamlarda kullanılır.Hermetik Felsefenin öğretileri, günümüzde bir çok kutsal metinle bağlantılı bulunsa da aslında hiçbir din mezheple bağdaştırılamaz.Günümüze kadar aktarılan bu öğretilerin temelde dikkatlice yayılması esas alınmıştır.Önemli olan nokta ise bilgilerin hiçbir zaman yazılmamış olması ve sadece anlatılarak günümüze ulaşmasıdır.Dışarıdakilere göre hiçbir anlamı olmayan ancak öğrenciler tarafından kolayca özümsenen bu aksiyomlar, ilkeler ve kurallar toplamıdır.Bu öğretiler, herkesin sandığının aksine maddesel elementler ile değil,zihinsel güçlerin ustalığı ile ilgilenen “Hermetik Simya”sanatının temel prensiplerini içerir.(Bir metalin bir başkasına dönüşümü yerine,bir çeşit zihinsel tireşimi diğerine çevirme)
YEDİ HERMETİK İLKE
1. Zihinsellik :
“Tüm zihindir,evren zihinseldir”
Bu ilke “Her şey zihindir”gerçekliğini somutlaştırır.Tüm ,Maddi evren,yaşam olgusu,madde,enerji terimleriyle bildiğimiz dışsal varoluşların ve görünümlerin ,kısaca maddi duyularımıza açık olan her şeyin altında yatan temel gerçekliktir.Kendi içinde bilinmeyen ve tanımlanamayan fakat evrensel ,sonsuz,yaşayan bir zihin olarak düşünebilen ruhtur.Ayrıca,tüm olgusal dünyanın ya da evrenin ,yaratılan şeylerin kanunlarına tabi olarak tümün bir zihinsel yaratımı olduğu ve evrenin ,bir bütün olarak ve kendi parçalarında ya da birimlerindeki varlığının tüm’ün içinde yaşadığımız,hareket ettiğimiz ve var olduğumuz zihninde bulunduğunu açıklar.Zihinsellik ilkesinin kavranışı bireyin zihinsel evrenin yasalarını kolayca anlamasını ve kendi refahı ve gelişimi için uygulayabilmesinin yolunu açar.Enerji,güç ve maddenin gerçek doğasını ve bunların neden /nasıl bir zihin ustalığına bağlı olduğunu açıklar.
Bu ilke,Varoluş ve yaşamın çeşitli düzlemlerinin yasaları ve olguları arasında her zaman bir benzeşim olduğu gerçeğini somutlaştırır.Kavranması,bir çok karanlık paradoksu ve doğanın gizli sırlarını çözmenin yolunu sunar.Bildiğimizin ötesinde düzlemler vardır,onlara benzeşim ilkesini uyguladığımız zaman bizim için bilinmeyecek bir çok şeyi anlayabiliriz.Astrolojinin temeli benzeşim ilkesine dayanır.Maddi,zihinsel ve ruhsal evrenin çeşitli düzlemleri üzerinde evrensel bir uygulama tezahürüdür,kısacası bu evrensel bir kanundur.
3.Titreşim :
“Hiçbir şey durmaz,her şey hareket eder,her şey titreşir”
Binlerce yıl önce eski Mısır üstadları tarafından açıklanmış olan bu Hermetik ilke,Modern bilimin de onayladığı şekilde somutlaşmıştır.Maddenin,enerjinin,zihnin hatta ruhun farklı görünümleri arasındaki farklılıkların büyük oranda değişen titreşim oranlarından kaynaklandığını açıklar.Saf ruh olan tümden,maddenin en kaba biçimine kadar her şey titreşmektedir.Titreşim ne kadar yüksekse,evren ölçeği içindeki konum da o kadar yüksektir.
4.Polarite :
“Her şey ikilidir;her şeyin kutupları vardır,karşıt çifti vardır.Benzeyen ve benzemeyen aynıdır,zıtlar doğasında özdeştir fakat farklı derecelerdedir.Aşırı uçlar buluşur,tüm gerçekler ancak yarı gerçeklerdir.Bütün paradokslar uzlaştırılabilir”
Bu ilke ,hepsi eski Hermetik aksiyomları olan “Her şey ikilidir” ,”Her şeyin iki kutbu vardır”,”Her şeyin bir karşıt çifti vardır”gerçeğini somutlaştırır.Örneğin;sıcak ve soğuk karşıt iki kavram olmasına rağmen,gerçekte aynı şeydir ,sadece aynı şeyin farklı derecelerinden oluşan farklılıklardır.Bunlar aynı şeyin form,çeşitlilik ve farklı titreşim oranlarıdır.Yani sıcak ve soğuk basitçe ısı dediğimiz şeyin iki kutbudur.Aynı ilke zihisel düzlemde de çalışır.Örenğin sevgi ve nefret iki ayrı ruhsal durumdur ve görünüşte tamamen farklılardır.Ve yine de sevgi / nefret dereceleri vardır ve birbirine geçebilen beğenme ya da beğenmeme terimlerini kullandığımız bir ortak nokta ,bazen sevdiğimiz ya da sevmediğimiz veya hiçbiri arasında bocaladığımız alanlar vardır.Gördüğümüz gibi hepsi bir dereceye kadar aynı şeyin farklı dereceleridir.En önemli kısım ise kişi kendi ve diğerinin kafasında sevgi-nefret titreşimlerini değiştirebilir.Aynı örneği astrolojideki karşıt akslarda bulunan burçlar üzerinden de verebiliriz.Örneğin, Oğlak ve Yengeç burçları benzer özellikler taşısalar da ikisi de mükemmel bütünü oluşturan tabanın iki ayrı kutbu gibi görünürler.Bu ikililiği evlilik evinde düşündüğümüzde ,birbirlerine uyumlandıkları taktirde mükemmel bir bütünü oluşturabilirler.
5.Ritim :
” Her şey akar,içeriye ve dışarıya,her şeyin kendi iniş ve çıkışları vardır,her şey yükselir ve alçalır,her şeyde sarkaçın salınımı vardır,sağa salınım sola salınım ile aynıdır,her şey kendisini dengeler”
Bu ilke ,her şeyde ölçülebilen bir hareketin ortaya çıktığı gerçeğini somutlaştırır.Polarite ilkesine uygun olarak ,var olan iki kutup arasında gidiş ve geliş,geriye ve ileriye doğru bir salınım,sarkaçvari bir hareket,gel-git benzeri bir alçalma ve yükselme vardır.Her zaman eyleme tepki vardır,bir ilerleme ve geri çekilme ,çıkış ve iniş bulunur.Bu evrenlerin,insanların,dünyaların,hayvanların,zihnin,maddenin ve enerjinin işleyişidir.Zihinsel nötrlenmeye sahip olarak olay işleyişi değişmese dahi uygun koşullara adapte olarak uyumlanılabilir.
6.Neden ve sonuç :
“Her nedenin sonucu,her sonucun nedeni vardır.Her şey yasalara göre işler.Şans yasanın tanımadığı bir kelimedir.Bir çok nedensellik düzlemi vardır ama hiçbir şey yasadan kaçamaz”
Bu ilke her sonucun bir nedeni olduğunu ve her sonuçtan bir neden çıkabileceği gerçeğini somutlaştırır.Şöyle açıklanır “Her şey yasalara göre olur,hiçbir şey sadece olmaz.Şans diye bir şey yoktur.Neden ve sonucun çeşitli düzlemleri olsa da ,yüksek düzlemler alt üzlemlere hükmetse de hiçbir şey yasadan tamamıyla kaçamaz.
7.Eşeylilik :
“Eşeylilik her şeyin içinde vardır ,her şey kendi içinde eril ve dişil ilkelere sahiptir.Eşeylilik bütün düzlemlerde kendisini gösterir”
Bu ilke,her şeyde eril ve dişil prensipler barındırdığı gerçeğini somutlaştırır.Bu sadece fiziksel düzlemde değil,zihinsel ve ruhsal düzlemlerde de doğru ve geçerlidir.Fiziksel düzlemde ilke cinsiyet olarak ortaya çıkar,yüksek düzlemlerde daha farklı biçimler alır fakat ilke daima aynıdır.Bu ilke olmadan fiziksel,zihinsel,ruhsal bir yaratım mümkün değildir.Eşeylilik ilkesi her zaman yenilenme,yaratım,üretim düzleminde çalışır.Her şeyin içinde dişil ve eril ögeler vardır.Zihinsel ve ruhsal yaratılış,üretme ve yenilenme felsefesini anlamak için bu ilke çok iyi kavranmalıdır.
5 Temmuz 2020 saat 07.44 ‘te Oğlak Burcunun 13 derecesinde üçlü tutulma serisinin sonuncusu olan Penumbral Ay Tutulmasını deneyimleyeceğiz.Anın yükseleninde Aslan burcu bulunacak. Aynı zamanda, Vega ve Sirius yıldızları etkili olacak.Başta Amerika olmak üzere,(sw)Avrupa,Afrika’dan gözlemlenebilecek.
Tutulma 149.Saros döngüsünde gerçekleşecek.Döngüsel olarak baktığımızda Saros 149’daki tutulmaları en son 24 Haziran 2002 ve 13 Haziran 1984 yıllarında deneyimledik.
Gerçekleşecek Ay tutulması Yengeç -Oğlak aksındaki tutulma serisinin sonuncusu olmakla birlikte, buradaki enerji döngülerinin dokuz yıllık bir periyod dahilinde kapanmasına sebebiyet verecek.
Dünya Astrolojisinde öncü burç tutulmaları; dış ilişkiler ,politikada olan dönüşümler,uluslararası iletişim ve ticaretle bağdaştırılır.Toprak elementi ise,eski astrologlara göre tarım ve toprakla bağlantılı olduğu kadar Saturnyen konulara da dikkat çeker.Oğlak burcunun temsil ettiği yerler Saturn ve toprak elementi doğasında yerlerdir.Tutulmalar toprak mahsulleriyle ilgili sorunlar,büyük tarımsal depresyon riski,kıtlığın artması,maden kazaları ve büyük ölçekli deprem risklerine işaret edebilir.Özellikle 19.Yüzyıl Osmanlı astrologlarına göre Oğlak burcu tutulmalarında imar azalır,otlaklar kurur,ekinler verimsizleşirdi.
Güneş lekesi sayısının çok düşük olduğu bu dönemde tarımsal depresyon riski üzerinde ayrıca durulmalıdır.
Aynı zamanda hükümet ve yönetici figürleri için de zorlanmalar ve değişiklikler getirir.Dış menşeli kışkırtıcı olaylar ,insanlar arasındaki negatif etkileşimin artmasından doğan dönüşüm istekleri yine öncü burç tutulmalarıyla ilgilidir.
Oğlak burcu ekonomiyle,iş verenlerle ve hiyerarşik düzenle ilişkilidir.Bu dönemde ticaret ile ilgili olumsuz gelişmeleri , istihdam konusunda sıkıntıları ve daralmaları da beraberinde getirir.Devlet daireleri ve iş dünyasında sıkıntılara işaret eder.Tüzel kişilikler,devlet kurumlarıyla ilgili skandallarla alakalı görülür ve iş dünyasının (özellikle inşaat sektörü,bankalar )dip noktadan geçtiği zaman dilimini anlatır.
Ay tutulması ,Oğlak burcunda yerşleşmiş olan birden çok gezegenle birlikte olacağından ,iş dünyasınyla alakalı büyük depresyon riskini tetiklemektedir.Aynı zamanda ABD’nin Natal haritasında Güneş derecesini tetikleyen bir tutulma olduğundan, yönetici figürleri ve ekonomik olarak negatif etkiler getireceğini söyleyebiliriz.
Kadim astrologlara göre , Oğlak burcundaki tutulmalarda zeytinler çekirge veya kurt istilasına uğrar,gemiler batar,özellikle de tutulmanın gerçekleştiği burcun etkisinde olan şehir ve ülkelerdeki insanların duygu ve davranışlarında değişiklikler görülür.Oğlak burcu suların altındakileri de temsil eder. Burada dahil etmemiz gereken bir etki de tutulma esnasında Ay’ın Güney deklinasyonda olacağıdır.Ay deklinasyonunda Güneyde olduğunda, özellikle mental zorlanma ve bozulmalara ,bunun sonucunda abartılı davranışlara sebebiyet verir.Zihinsel sorunları tetikleyebilir.
Aynı zamanda toprak grubu gezegen stelyumuna yakın bir zodyak derecesinde tutulacak ve hareketine gezegenlere yakınlaşarak devam edecek olan Ay,hızlı harekette olacak ve retro gezegenlerle birlikte Dünya’ya yakın konumda bulunacak.Tüm bu göstergeler, temsil ettiği alanlardaki gelişmelerin hızlı bir biçimde yaşamlarımıza dahil olacağını gösteriyor.
Ortaçağ astrologu William Willy’e göre Oğlak tutulmaları zamansız ölümler,iftira ve komplolarda artış,siyasi değişim,hükümetlerin değişikliği,askeri istilalarla ilişkilidir.Oğlak burcunun ikinci dekanında askerlerin ayaklanmasını ve komşu ülkelere yapılan saldırıları,esareti ve yağmaları anlatır.Sepharial’e göre Oğlak burcunun ikinci dekan tutulmaları, paralı askerlerin komutanlarına karşı çıkmalarını gösterir.Çünkü Oğlak burcu ikinci dekanı savaşı ve mücadeleyi temsil eden Mars tarafından yönetilir.
Tutulma esnasında Mars /Mc hattı Libya üzerinden geçtiğinden ve Türkiye haritasının Mars derecesini tetiklediğinden ,askeri hareketlenmenin söz konusu olabileceğini gösteriyor.Savaş,mücadele ve güç çatışmalarına dair enerjilerin oldukça güçlü olduğu bir döneme giriş yapıyoruz.
Tutulmada etkili olan Sirius :
Sirius Mitolojide avcı Orion’un köpeğidir. Yıldızın ilk gözlenmesi ortalama 2000 yıl önce eski Roma İmparatorluğu dönemine denk gelir. Sirius’un ilk gözlemlendiği dönem aşırı sıcakları beraberinde getirir.Bu dönemi “Köpek terleten sıcaklar”diye nitelendirmişlerdir.
Yine Romalılar ,bu dönemde buğdayları hasta olmasından korktukları için tanrı için kurban vermişlerdir. Sirius yıldızı aşırı sıcaklar, yangınlarla ve Mısır Medeniyeti etkisi ile de sel ve su taşkınlarına işaret etmektedir.Eski Mısır’da bu yıldızın önemi aslında her sene Güneş/Sirius’un yan yana gelmesi ile birlikte Nil Nehri’nin taştığını fark etmişlerdir. Sirius yıldızının puslu gözlemlendiği senelerde ise veba gibi salgın hastalıklarının ortaya çıktığına şahit olmuşlardır. Hatta Mısırlılar takvimlerinin Sirius’un doğuşuna göre düzenlemişlerdir. Eski Yunanlılar, Sirius’un bu kaybolduğu dönemden sonra tekrar gökyüzünde belirmesinin sıcak ve kurak yazı haber verdiğine inanmışlardır. Ayrıca bunun bitkileri solduran, erkekleri güçsüzleştiren, kadınları tahrik eden birtakım etkileri olduğunu düşünmüşlerdir.
Sirius kozmik bir kapıyı da ifade eder.Parlaklık bakımından da gökyüzünün en parlak yıldızıdır. Hint mitolojisindeki hikayesine baktığımızda ise ‘Cennetin Kapısı’ ve bu kapıya ulaşmaya çalışan farklı yeteneklere sahip dört kardeş karşımıza çıkar.Farklı inanışlarda yine aynı anlam yüklenen öte aleme geçiş kapısıdır.
Aynı zamanda Sirius Mısır’da doğum tanrıçası Isis’tir. Başında bulunan taçtaki yıldız Sirius’tur. Isıs aynı zamanda bir büyücüdür ve tüm sulara hükmeder.
Spesifik olarak 3,22,23,44 ve özellikle 49 sayılarıyla ilişkili bulunur.
Kış gündönümü (ekinoks) gecelerin (karanlığın) en uzun, bir başka deyişle günlerin (aydınlığı) en kısa olduğu 21 Aralık tarihine denk gelir. İşte tam da bu günde Orion kemerini oluşturan üç yıldızı birleştiren çizgi Sirius yıldızının da üzerinden geçerek güneşin doğacağı noktayı işaret eder. 22,23,24 Aralık tarihlerinde üç gün güneş aynı noktadan doğar. Yani ne gece ve ne de gündüz süresi değişmez sabit kalır. 25 Aralık ile birlikte gündüzün ışığı gecenin karanlığına üstün gelmeye bir başka anlatımla güneşin ve ışığın tanrısı Horus Karanlığın Tanrısı Seth’i yenilgiye uğratır ve günler uzamaya geceler kısalmaya başlar. Bu yeniden doğuşun, baharın gelmekte olduğunun ilk işaretidir. Bu tarih, 25 Aralık, Mısır’dan başlayarak yaklaşık 5 000 yıldan beri güneşin, ışığın, bereketin, gücün simgesi olarak kutsanmıştır.
Mısır kültüründe Sirius İsis ya da Nil yıldızı olarak anılır. Bunun nedeni Sirius yıldızının gökyüzünde görülemediği 70 gün süren aradan sonra, yaz gündönümünde (21 Haziran) doğuda şafak vakti güneş birlikte yeniden görülmeye başlamasıdır. Bu olay 3300 yıl önce 21 haziran gününe denk gelmekteyken günümüzde 5 Ağustos tarihinde yaşanmaktadır. Bu göksel olay Nil nehrinin taşmaya başlaması ile örtüşür ve bu nedenle, Mısır’da yeni yılın başlangıcı olarak kabul edilmiştir. Kullandığımız (Gregorien) takvimde ilk aya İngilizce “January “ adının verilmesi bununla ilişkilidir ve Roma kültüründe başlangıç ve Kapı Tanrısı olan Janus’un adından gelmektedir.
Tutulmada etkili olan Vega :
Vega,Dünyadan 25 ışık yılı uzaklıktadır ve Solar Apex,yani Güneş sisteminin Samanyolu galaksisindeki gidiş yönü Vega yıldızına doğrudur.Vega yıldızının 5 rakamıyla uyumlu olması ilginçtir.Vega gökyüzünün 5.en parlak yıldızıdır.Vega’nın Behenian sembolü 5 yuvarlaktan oluşur.Merkür-Venüs özelliklerindedir ve Venüs’ün Güneş çevresindeki turunda çizdiği 5 köşeli yıldız ilahi düzen, estetik, harmoni, uyumu sembolize eder.
Vega’nın Takımyıldızı Lyra(Çalgı) arkasında Akbaba olan Lir çalgısıyla temsil edilir.Mitlojide Lir çalan Orpheus’un ”Kendini bil”sözünü dile getirdiği bilinir.Eski Mısırda Vega’nın Adalet Tanrıçası Maat’la ilgili olduğu söylenir.Vega’nın devamlı Kutupta durması bir bakıma Dünyada düzen,adalet demektir.Akbaba eski Mısırda,sıklıkla arkasında bir Kobra resmiyle temsil edilir.Inka kozmolojisinde bu karşımıza Güneş etrafında dönen dört akbaba şeklinde çıkar.Hiyerogliflerde iki İnek boynuzu arasında Güneş diski bulunan Akbaba figürlü bir başlık giymiş kadın olarak gösterilen Tanrıça İsis de Mitolojide Osirisin karısıdır.Çok eski çağlarda kutup yıldızı olarak görülmüştür. Güneşlerin güneşi olarak tanımlanmıştır. Gezegeni merkezde tutan spiral bir güç olduğuyla ilgili Göbeklitepe dahil, insanlık tarihine ışık tutan bir çok kalıntıda izine rastlanır. 14 bin yıl önce Vega,yani Akbaba Kutup yıldızıdır.On iki bin yıl önceki kalıntılardaki Akbaba ve kanadının üstündeki Küre;Vega-Güneş-Dünya’dan kinaye olabilir.Yine bir çok kalıntıda “şen halkası” ile görülür. Bu Güneş sisteminde de bir koruyucu görevi üstlendiğini sembolize ediyor olabilir.
Vega,Kuzey Kutup yıldızları içinde en parlak yıldızdır.Eski Mısırda Maat’ın,Güneş Tanrısı Ra’nın kızı ve “Gemideki Rehberi” olduğu söylenir.Maat bir bakıma “Evrenin Düzeni’ demektir.
Adalet ve düzen sembolizminin yanında sihirli bir yıldız olduğu;sanat,müzik yeteneği ve politikada başarı verdiği düşünülür.Ebertin ,Vega’nın Ay ve Neptün kavuşumlarında Okült,Mistik eğilimler verdiğini söyler.
Tutulma Türkiye haritasının altıncı evine denk düşüyor.Bu bize halkta görülecek sağlık sorunları,iş ve çalışanlar ile ilgili olumsuzlukları,işsizliğin hızla yükselişe geçmesini,üstlerle yaşanabilecek sorunları,grevleri işaret ediyor.Aynı zamanda 19.Yüzyıl astrologlarına göre, burcun mensup olduğu ülkelerde veba,taunun,müzmin hastalıklar,göz kapağı iltihaplanması ,körlük sebebiyle gelen sorunları anlatıyor.
Vedic Astroloji’de 6. ev engeller, mücadeleler, zorluklar, kuruntular, vesveseler, düşmanlar, hastalıklar, bağımlılıklarla ilgilidir. Sağlık evidir. Burada gerçekleşen gezegen hareketleri bilinci şekillendirir.
İşsizlik artabilir,işten çıkarılmalar bu dönemde gündeme gelebilir.
Özellikle hizmet sağlık sektörünü ilgilendiren konularda düzenlemeler gelebilir.Corona virüs bu dönemde etki alanını tekrar arttırabilir.Enfekte hasta sayısı yükseliş trendine girebilir.(Özellikle sonbahar aylarında ikinci dalganın başlama ihtimalinin oldukça yüksek olduğundan daha önce bahsetmiştim)
Hayvan hakları ön plana çıkabilir.Et tüketimi, hayvanların katledilmesi konusunda çeşitli tartışmalar yaşanabilir.
İbadethaneler,eski yapılar ile ilgili gündemler oluşabilir.
Dünyayı ve ülkemizi ilgilendiren politik perspektifte güç savaşları,dış ticaretle ilgili kaotik durumlar,anlaşmazlıklar,ittifaklar,dış tehtidlere açıklık,uluslarası alanda yapılanmaya karşı adımlar görülebilir.(Ülkemizin natal Mars’ının karşısında transit hareketine devam eden Mars Koç da Natal Mars’ı tetiklediğinde askeri operasyonları getirecektir)
Tutulma derecesi ülkemizin haritasının Plüton derecesini tetiklediğinden terör ,patlamalar, yangınlar, kazalar,saldırı,iç ve dış karışıklıklar,doğal afet gibi olaylara dikkat etmemiz gerektiğini gösteriyor.
Aynı zamanda, tutulmadan on gün sonra etkili olacak Güneş-Plüton karesi yine tüm dünyayı özellikle nükleer kazalar adına uyarıyor.Çernobil nükleer kazası ,nükleer bir felaketin tetikleyicisi olan Güneş-Plüton karesi ile yakın tarihimizde oldukça önemli bir örnek olarak hala önemini koruyor.Kaza tam Ay tutulmasının ertesinde gerçekleşmiştir.Yine bu karşıtlık Türkiye’nin uluslarası düzeyde gerginlikler yaşayabileceğini işaret ediyor. Bu gerginlik, ülkemizin yenilenme arzusuyla attığı bir adıma karşılık verilen yuksek tepkiler şeklinde cereyan edebilir. Bunun yanında Güneş – Plüton karesi tacizlerle ilgili konularla da ilgili bulunur.
Medikal astrolojinin temsil alanında Oğlak burcunun 13 derecesi,sol diz eklemi ile alakalıdır.Genel itibarıyla Oğlak gezegen stelyumunun oldugu derecelerde; omurga,dizler,dişler kemikler,romatizmal sorunlar,üst bacaktan alt bacağa doğru uzanan kasın kemik üzerinde tutunduğu yerler,sol dize ait damarlar,diz eklemi-kıkırdağı,ağır sinir bozukluğuna dair sorunları yaşamlarımızda ön plana taşıyabilir.Jupiter ,Saturn,Plüto’nun birlikteliğinin yakınında tutulan Ay ,Saturn’ün “greater malefic” özelliklerini bu alanlarda gösterebilir.
Anın yukseleninin Aslan olması ve Oğlak temasında gerçekleşen tutulma sebebiyle suların derinliklerinden çıkacaklarla ilgili gundemler oluşabilir.(Kalıntılar, eşyalar vb.) Deniz kazaları, batan gemiler gundeme gelebilir. Altın fiyatları yükselebilir.