21 HAZİRAN 2020:YENGEÇ BURCUNDA HALKALI GÜNEŞ TUTULMASI

21 Haziran 2020’de saat 07.48 ve 09.27 saatleri arasında Parçalı Güneş Tutulması yaşayacağız.Anın Yükseleninde Aslan Burcu bulunacak.

Tutulmanın merkez hattını Afrika,Arabistan,Çin,Tayvan oluşturacak.Amerika Kıtası’nda bölgesel olarak, ülkemizde ise Ege kıyılarında az da olsa gözlemlenebilecek.Bu nedenle, öne çıkan olayların seyredilen hatlarla bağlantılı olduğunu göreceğiz.

Tutulmalar gözlemlendikleri her saat için bir ay etki yaratırlar.Bu çerçevede, deneyimleyeceğimiz Güneş Tutulması ortalama bir buçuk ay kadar etkili olacak.

5 Temmuz 2020’de gerçekleşecek Oğlak Burcundaki Ay tutulmasıyla birlikte, Yengeç-Oğlak aksındaki tutulma serisine dokuz yıl kadar ara vermiş olacağız. Bu akstaki enerjiler tamamlanmış olarak etki alanlarını kaybedecekler.

Tutulmada Menkalinan yıldızı etkin olacak.(Yıkım,utanç, sık ve şiddetli bitişler bu yıldızın temsil alanındadır)

Meydana gelecek tutulma Metonik Seriye ait bir tutulma olacak.(Bu seriye ait tutulmaları – en yakın- 21 Haziran 1982 ve 21 Haziran 2001 tarihlerinde aynı burç derecesinde deneyimledik)

137.Saros Serisi (4 Kuzey) tutulmaları zor olarak nitelendirilen tutulmalardır.

Dünya Astrolojisinde öncü burç tutulmaları,yabancı ülkelerle olan ilişkiler ,politika değişimleri,uluslarası ticareti ön plana çıkarır.Su elementi aşırı yağışlar,sular,denizler,seller,deniz kökenli hareketler,toprak kaymaları,depremler,su ile gelen ölümler, suların taşması ile bağlantılıdır.Astrolog H.S.Green’e göre öncü burçların ilk dereceleri depremlerle bağlantılıdır.

Aynı zamanda suların taşması ile gelen tarımsal zararlar,likit veya sularla gelen salgınlar,bulaşıcı hastalıklar,işçi sınıfının zorlanması yine su elementindeki tutulmalarla ilgilidir.Yine Medikal Astroloji’de Yengeç ;mide ,göğüs kafesi,lenf bezleri,sindirim sistemi,vücut sıvıları,psikolojik bozukluları temsil eder.

Tutulma an haritasında Güneş’i Satürn ile quincunx açıda görüyoruz.Bu stres yaratan bir açı kalıbıdır.Hastalık yaratan fiziksel yorgunluklara dikkat çeker.Yine bu dönemde retro gezegen etkileri belirleyici unsur olarak karşımıza çıkıyor.Merkür,tutulmanın yöneticisi Yengeç Burcunda karşımıza çıkarken,Venüs ise İkizler Burcundaki retro hareketine devam ediyor.

Astrolojide 0 dereceler başlangıç dereceleridir.(Zira tutulma tam 21 Haziranda gerçekleştiğinden Yaz dönemine giriyor olacağız)Yengeç burcu daha önce belirttiğim konuları temsil alanına aldığı kadar temelde insan üzerine yoğunlaşır.Eski gök bilimcilere göre Dünya’nın burcu Yengeç’tir.Bu doğrultuda,tutulmayla en önemli vurgu insan ilişkilerine olacaktır.Aynı zamanda kadın, anne, denizler, adalar, doğum, beslenme, barınma, güvenlik, temel insan hakları, spiritüel yanımızla fizik bedenimizin birleşimini anlatır. İlk olarak ikili ilişkiler dahilinde değerlendirecek olursak,tutulma döngüsünde bir çok yeni başlangıç fırsatı ile karşılaşmamız olasıdır.Yeni ilişkiler,ticari ortaklık teklifleri ,anlaşmalar,iş başlangıcı,eğitimler,alım-satımlar ile ilgili fırsatlar karşımıza çıkabilir.Bu seçenekleri değerlendirmek açısından gönüllü davranabiliriz.Fakat Merkür ve Venüs ile retro hareketlerine devam eden diğer gezegenleri de hesaba kattığımızda başlangıçlarımızı Ağustos Ayı civarına ertelememiz bizler için daha tasarruflu olacaktır.İlkili ilişkilerin yanında, anne figürünün de yaşamlarımızda ön plana çıkmasını bekleyebiliriz.

Venüs 3 Haziran 2020 tarihinde Güneş’le inferior kavuşumda bulunarak bir döngüyü kapattı ve Lucifer(Seher yıldızı) olarak olarak doğmaya başlayarak yeni bir döngü başlattı.Güneş’in bu kavuşum döngüsü ikili ilişkilerde sıkıntılar,ticari olaylar,kötü iletişimle bağdaştırılır ve olumlu karşılanmaz.Aynı zamanda İkizler Burcu akciğer ve solunum yollarıyla ilişkilidir.Kollar,omuzlar,ellerdeki hastalıklar,sinir sistemi,uykusuzluklar,astım,alerjiler yine bu burç ile bağlantılıdır.Günümüzde yaşadığımız pandemiye de atıfta bulunan bu kavuşum tetikleyici unsur olma niteliğiyle karşımıza çıkıyor.Bilim insanı Donald R.Barber ,bakterilerin Venüs’ün üst atmosferinden Güneş rüzgarı ile Dünya’nın kutup bölgelerine(oluşan anomalinin de etkisiyle) ulaştığını ileri sürmüştür.Bir başka bilim insanı Joseph Norman Lockyer, salgının ortaya çıktığı bölgede virüs oluşmasına yönelik sebepler olmadığı zamanlarda,Venüs’ten kaynaklanan virüs olasılığının altını çizmiştir.Tarihteki Venüs-Güneş inferior kavuşumlarındaki salgınlara baktığımızda ,9 Şubat 1918’de gerçekleşen kavuşum etkisinde 11 Mart 1918’de İspanyol Gribi,21 Haziran 1956’da gerçekleşen kavuşum etkisinde Ekim 1956’da Moskova’da ortaya çıkan Asya Gribi,13 Haziran 1988’de gerçekleşen kavuşum etkisinde Aralık 1988’de ortaya çıkan H1N2,2 Nisan 1993’te gerçekleşen kavuşum etkisinde Mayıs 1993’te ortaya çıkan Hanta Virüs,18 Ağustos 2007’de gerçekleşen kavuşum etkisinde ortaya çıkan Avusturalya gribi ve aynı yıl kavuşumdan bir müddet önce ortaya çıkan Zika Virüs,31 Ekim 2002’deki kavuşum etkisinde 16 Kasım 2002’de ortaya çıkan Sars,27 Mart 2009 ‘daki kavuşum etkisinde yine Mart’ta ortaya çıkan Domuz Gribi,6 Haziran 2012’deki kavuşum etkisinde bazı iddialara göre Nisan’da ortaya çıkan fakat ilk vaka tespiti Haziran’ da yapılan Mers’i görebiliyoruz.

* 2012 ‘deki kavuşumun, toplumsal ve bireysel bazdaki ilişkilerde, bilinç düzeylerinde önemli kırılmalara sebebiyet verdiğini gözlemleyebiliyoruz.

Retro Venüs’ün ve Merkür’ün (diğer planetler)etkilerin de anlayacağımız üzere ,bu dönemde eski bir ilişki(karmik) yeniden başlamak üzere tekrar gündeme gelebilir.Yeni başlangıçlar ya da tamamlanmak üzere önümüze gelen her ilişki dinamiği bizlerdeki girişimde bulunma arzusunu körükleyecektir.Doğal bir çekilim hissedeceğimiz bu ilişkilerin başlaması halinde ,güç savaşları,duygusal hafızaya bağlı sorunlar,partnerler arasındaki çekişmeler,partner olmaktan çok ebeveyn gibi davranma eğilimleri,aldanma-aldatılma ve sonucunda psikosomatik rahatsızlıkları tetikleyecek travmalar ortaya çıkabilir.Varolan ilişkiler ve evliliklerde dengeyi sağlamak yine bu nedenlerle zorlaşabilir. Başlangıçların yanı sıra, bitirilecek her türlü ikili ilişki için de keskin kararların bu dönemde alınmaması daha faydalı olacaktır. Ameliyat,estetik müdahale,hamile kalmak için uygun bir dönem değildir.

Bu periyod birnevi evrenin  “Kendine zaman ver” deme yöntemidir.

Satürn ile olan quincunx’tan da anlayacağımız gibi yapmak istediklerimiz ve yapmak zorunda olduklarımız arasında kaldığımız bir döngüde olacağız.

Yengeç Burcunun temsil ettiği sağlık sorunlarına extra dikkat etmemiz gereken bir dönem.Uyku problemleri yaşayabiliriz.

Tutulmaya Türkiye ve Dünya gündeminde ortaya çıkabilecek gelişmeler açısından baktığımızda ;

İnsanlık tarihine ışık tutacak bir keşif, arşiv gündeme gelebilir.(Altın madeni kökenli)

Hamilelik,doğum,annelikle ilgili teknolojik bir gelişmeler, alternatif yöntemler sunulabilir.

Hayvan hakları(özellikle atlar, köpekler) konuşulabilir,çevre örgütleri eylemlerde bulunabilir.

Tutulma döngüsünde döviz-altın artışları,bankalar,ekonomi,krediler,yatırımcı için güvenli ortam,altın rezervlerinin işlenmesi ön plana çıkabilir.IMF konuşulabilir.

Hükümet ve liderlerde imaj yenileme çalışmaları, açılımlar görülebilir. Dönüşüm adımları, Merkür ve Venüs retroları ve Ay düğümlerinin ikizler -Yay aksına bulunması nedeniyle geniş yankı uyandırıp ters etkiler verebilir.Bu nedenle tepkiler baskılanabilir. Parti içi bölünmeler,bölünmelerden ortaya çıkan yeni lider adayları isimlerini ön plana taşıyabilir.Geçmişi hatırlatan karmik olaylar oluşabilir. (CHP-AKP)

Ordu,donanma,askerlerle ilgili yeni kararlar alınabilir.Özellikle denizlerimiz hareketlenebilir.

İç güvenlik için yeni önlemler sunulabilir.

Risk teşkil eden deprem faktörü,Ege kıyılarımızda ortaya çıkabilir.

* Güneş tutulmalarının meydana geldikleri hatlarda depremselliği tetiklediklerine dair kesin bir bilimsel veri yoktur. (karşılaştırılmış haritalar tekniği) Fakat, yüzyıllardır meydana geldikleri hatlar üzerinde büyük ya da küçük ölçekte enerjiler açığa çıkardıkları gözlemlenebilmiştir.

Etkin olarak gözlemlenen ülkelerde büyük ölçekli depremler, dış ilişkilerinde sürtüşmeler meydana gelebilir.

Sağlık konularında yeni girişimlerde bulunulabilir.Fakat retrolar nedeniyle sadece bir girişim olarak kalabilir.

TFF yönetim sistemi irdelenebilir.

Dünya genelinde insan hakları,cinsiyet eşitliği, kadına yönelik şiddet,taciz, ölümler vb. sorunlara dikkat çekmek adına, yine bazı temsilciler öncülüğünde kitlesel hareketler başlayabilir. Bu hareketleri bastırmaya, büyümesini engellemeye dair kısıtlayıcı durumlarla karşılaşılabilir.

Meclisteki fikir çatışmaları büyüyebilir. Kadın vekiller seslerini yükseltebilir.Kadın siyasetçilere ilgili kararlar tepki toplayabilir.

Tutulmanın gözlemlendiği ülkelerde, ikinci dalga olarak Corona Virüs’ün mutasyona uğramış versiyonu ya da yeni bir virüs türü ortaya çıkabilir. (Su kaynaklı olabilir ) Ölüm oranları yükselebilir.

Şiddetli yağışlar, su taşkınları görülebilir.

YENGEÇ ARKETİPİNDE MERKÜR RETROSU

Yılın ikinci Merkür Retrosu bugün itibarıyla (14 ° Yengeç) Burcunda başladı ve 17 Temmuz’da (5° Yengeç) sona erecek.

Bir planetin retro döngüsü, artık sizlerin de bildiği gibi onun geriye doğru hareketi değildir. Kendi yörüngesinde hız kesen planeti, Dünya temelli bakış açımızla geriye doğru hareket ediyor gibi görürüz.

Zaman kavramının enerji ve maddeye göre biçimlendiğini göz önüne alarak düşünürsek,Merkür retro dönemlerinde zamanın %3-%5 arası yavaşladığını söyleyebiliriz.Einstein’ın “Zaman genişlemesi” kuramından yola çıkarsak, yine natal haritadaki retro planet etkisi , zihinsel ve bedensel olarak geç yaşlanmayı beraberinde getirecektir.

 Planetin geri hareket etmeye başladığı dönemde gücü düşer, zayıflar ve temsil ettiği konularla ilgili bir takım aksaklıklar, arızalar, problemler meydana getirir. Merkür; yazılı, sözlü, görsel iletişimi, seyahatleri, imzalı her türlü işi, elektronik ve haberleşme araçlarını, karar vermeyi, ticareti,düşünme mekanizmamızı sembolize eder.Yengeç burcu ise; beslenme,barınma,vatan,denizler,adalar,anne,insan kavramı,nostajiyle ilgilidir.Yengeç Burcu semboliğine baktığımızda her ne kadar dual varmış gibi görünse de aslında birbirini tamamlayan parçalar vardır.Maddi ve spirütüel dünyanın birleşimini anlatır.

Semboliklerden de anladığımız gibi Yengeç Burcundaki Retro Merkür,öncelikle ikili ilişkilerde geçmişe yönelik konuları gündeme getirecektir.Zira Yengeç, gölge yanlarıyla geçmişte yaşayan bir burçtur.Geride bıraktığı konuları düşünmekten,mutlu olduğu anlara geri dönmekten ve oraya sığınmaktan hoşlanır.Dolayısıyla bugunü kavrayamaz ve verimli olarak değerlendiremez.

Bu dönemde yarım kalmış,tamamlanamamış,karmik yapısı henüz çözümlenememiş her türlü ilişki dinamiği tamamlanmak üzere karşımıza çıkacaktır.Buna, devam eden Saturn,Jupiter,Plüton retroları zihnimizde derinlerde kalan konuları gün ışığıyla buluşturarak, kaçırdığımız fırsatları tekrar önümüze sunarak ya da yaşam yolundaki şanssızlıklarımızı hatırlatarak temel hazırlamış olabilir.

Problemleri ve travmaları geçmişe yönelerek çözümlemek,ruhu bu yönde şifalandırmak üzere iyi bir zaman diliminde olacağız.

Fakat halihazırda devam eden Venüs Retrosu, Retro Merkür etkileriyle birleştiğinde ikili ilişkilerde iletişim zorluklarına neden olacaktır.1 Temmuza kadar devam edecek Venüs Retro günleri duygusal açıdan bizleri zorlayıp hayattan keyif almamızı engellerken ,buna iletişim sorunları da eklendiğinde bulunduğumuz noktadan ilerlemek yerine tamamıyla zıt bir yöne gitmemiz daha muhtemel olacaktır.

Merkür Retro periyodunda, aynı zamanda Sirius Yıldızı ile birlikte görünecek. Sirius, küçük eylemlerin büyük sonuçlar doğurması anlamını taşır. Bu nedenle söylemlerimizde ve eylemlerimizle ekstra dikkat etmemiz geren bir dönemde olduğumuzu idrak etmemiz gerekir. Cümlelerimizi tartarak konuşmak bizlere yarar sağlayacaktır.

Bu dönem elektronik eşya almak (özellikle ev eşyaları), ticari anlaşmalar, yeni bir eğitime başlamak, evlenmek, duygusal ilişkiler kurmak için uygun bir dönem değildir. Yine yeni bir işe başlamamız halinde çözüm ve hizmet odaklı olmak yerine, problem üreten ve iletişim aksaklıklarının yaşandığı bir sistemle yüzyüze gelmemiz fazlasıyla mümkündür. Spora başlamamız halinde uzun süreli konsantrasyon sağlayamayabiliriz.Yine Sirius köpeklerle ilgili olduğundan, ev ve sokaktaki dostlarımızda huzursuz davranışlar gözlemleyebiliriz.

21 Haziran 2020’de meydana gelecek 0 derece Güneş tutulması önümüze yeni fırsatlar çıkaracaktır. 0 derece bir başlangıç derecesidir. Fakat retro gezegen etkilerini unutmamalı, bitireceğimiz ve aynı vasıtayla tekrar tasarlayacağımız ya da sıfırdan girişimlerde bulunacağımız ilişki, iş vb. dinamiklerimizin yapılandırma sürecini Ağustos ayına bırakmalıyız. Bu süreç, yarım kalan işleri tasnif etmek adına uygun olacaktır.

Sınavların bu yıl Merkür Retro dönemine denk gelmesi büyük karışıklıkları beraberinde getirebilir.

Yengeç semboliğinde devam eden retro etkisi, tutulma döngüsüyle etkileşimde olacağından insanlık tarihiyle ilgili yepyeni keşifler gündeme gelebilir.

Retrolar etkisiyle bilinçaltımız tetiklendiğinden anlam ifade eden ruyalar görebiliriz. Psikosomatik kökenli bir sorunun çözümüne olanak sağlayacak materyale, bu dönemde ortaya çıkan rüyalar yardımıyla ulaşabiliriz.

Yengeçteki bir Merkür sağır olarak kabul edilir. Sembolizmden de anlaşılacağı gibi, diyaloglarda dinlemeden konuşma isteği, söylemlere kulak asmamak ve dolayısıyla bununla gelecek iletişim problemleri yaratabilir.

5 HAZİRAN 2020 PENUMBRAL AY TUTULMASI:KELEBEK ETKİSİ

5 Haziran 2020 saat 22.25’te Yay Burcu’nda 3 saat 18 dakika sürecek olan Penumbral (Yarı gölgeli) Ay tutulması meydana geliyor.Yılın en önemli gök olaylarından biri olan Penumbral tutulmanın yükseleninde Oğlak Burcu’nu görüyoruz.Tutulmanın öncesinde 22.12’de Yay Burcu’nda Dolunay’ı deneyimliyor olacağız.

Tutulmalar önemlidir, çünkü “Karma” ile doğrudan ilgilidir.İnsan hayatındaki en önemli olaylar genelde tutulmalar çerçevesinde deneyimlenir.Sadece bireysel yaşamlarımızda değil,toplumsal olaylar da bu etki sürecinde gerçekleşir.Tutulma etkilerini astrolojik olarak bir kural çerçevesinde açıklarız.Sürdüğü her saat için, bir ay etki verirler ve on beş gün öncesinden etkilerini hissettirmeye başlarlar.Bu bir ön hazırlık sürecidir.

Klasik Astrolojiye göre, ateş elementinde gerçekleşen tutulmalar sansasyonel ve sıcak olayların ortaya çıkmasına,din ve inançlarla,kültürel ve sosyal konularla ilgili dalgalanmalara işaret eder.Astrolog Raphael(1820)’e göre ateş elementinde tutulmalar önemli bir kişinin veya bir yöneticinin sürgüne gönderilmesine,hapsedilmesine veya öldürülmesine işaret olduğunu öne sürer.

Bu dönem insanlar arasında çok fazla anlaşmazlık, bilgi kirliliği ve sürtüşme olur.Orduların hareketlenmesi,kavgalar,yangınlar,hastalıklar,toprak ürünlerinin zarar görmesi gibi durumlar görülebilir.

Yay burcu değişken burçlardan biridir.Değişken burçlardaki tutulmalar insanların durumu ve ticaret ile ilişkilendirilir.Bu alanda stres ve sıkıntılar ön plana çıkar.Aynı zamanda grevler,suçlar,hastalıklar,huzursuzluk,din ve eğitim gibi konular gündeme gelir.Dini konularda hoşgörüsüzlüğün artmasının yanı sıra insanlar arasındaki güvensizlik ,dini kullanma, ün sahibi kişilerin aleyhine gelişecek olaylar,bu olayların gerçek yüzü, kuşların zarar görmesi, ateş kaynaklı hastalıklar,denizle ilgili doğa olayları da ön plana çıkabilir.

*Astrolojide İkizler-Yay aksı iletişim, kültürel, felsefi, hukuksal konular, özgürlük arayışı ile bağdaştırılır.

Amerika’da ortaya çıkan toplumsal mücadele etkilerine baktığımızda Yay semboliğini birebir olarak görebiliyoruz.Daha önce de bahsettiğim gibi ,hem tutulmalar hem retrolar neticesinde(özellikle Kasım tutulması) 2020 yılı Amerika için bir sıfırlanma döngüsünün(ve tüm dünya için) yanında güç savaşlarını ve iç karışıklıkları da beraberinde getirecektir.Aynı zamanda dış ilişkiler konusundaki yaptırımlar dolayısıyla bu tezahürlere şahit olmaya devam edeceğiz.Bu etkiler, farklı konular üzerinden fakat yine Yay semboliği nedeniyle eşzamanlı olarak tüm dünyaya yayılacaktır.

Üst üste cereyan edecek üç tutulma serisinin ilkini yaşadığımız bu dönemden sonra 21 Haziran 2020’de Yengeç burcunda Tam Güneş Tutulması ve 5 Temmuz Oğlak burcunda Yarı Gölgeli Ay tutulması yaşayacağız.Bu serinin başı ise Satürn-Plüton kavuşumundan sadece bir kaç gün önce meydana gelen Yengeç burcundaki Ay Tutulmasıydı.Toplamda altı tutulma yaşadığımız bu senenin, direkt olarak dönüşümü getireceğinden zaten o dönemde yazdığım bloglarda da bahsetmiştim.

Tutulma anına baktığımızda 6-12. ev aksında olduğunu görüyoruz.Tutulmanın yükseleni Oğlak burcu.Haritanın yöneticisi Satürn ve Jupiter ve Plüton ile birlikte retro sürecinde.Haritada Neptün-Mars kavuşumu aktifken tutulmaya kare yapıyorlar ve Balık burcundalar.Türkiye haritasında Mc’de Natal Uranüs ile kavuşum halindeler.Başrollerden biri olan Venüs -Güneş ile kavuşum halinde ve retro pozisyonda.

Peki bu ne anlama geliyor ve ne getirebilir ?

*Denizlerde gerçekleşecek kaza,tsunami,deprem,su ile ilintili doğal afetler ,sel-su baskınları,buzullar,şiddetli yağmur, dolu yağışı, su ile yayılan,suda çözünen maddeler gibi konular ön plana çıkabilir.

*12. Ev hem haritalardaki son ev olması ,hem de yükseleni görememesi sebebiyle astrolojide kıstırılmış ve malefik evlerden biridir.12.evdeki bir tutulma dünyevi istek ve arzuları gerçekleştirmenin mümkün olmadığının bir göstergesidir.

Hapsolma,kısıtlanma,gizli düşmanlar,hapisaneler,mahkumlar,elem ve kaygı 12.evin konularıdır.Bu nedenle,ortaya çıkacak tezahür ne olursa olsun aslında bireysel ve kolektif olarak kimsenin bir yararının dokunamayacağına işaret ediyor olabilir.

*Deniz bağlantılı ülkeler arasında büyük anlaşmazlıklar,savaşlar görebiliriz.Bu yine deniz kaynaklı olabilir.Denizde sınırların yeniden çizilmesi için mücadeleler,adalar için savaşlar görülebilir.(Donanma savaşları ve deniz sorunları bu sefer iddialı etkiler verecek gibi görünüyor.)

*Fanatizm,dini konular,felsefeler,inanç çatışmaları konularında sınavlar söz konusu olabilir.Aynı zamanda mülteciler,başka ülke vatandaşları da ön plana çıkabilir.Hukukçular,eğitimciler,gazeteciler ile ilgili problemler,yasal süreçler söz konusu olabilir.

*Hindistan,Pakistan,Umman Denizi, bu ülkeler içinde dolaşan akarsular ve Hint Okyanusu tutulma sürecinde dikkat çekici hale gelebilir.

*Özellikle Venüs-Plüton Retroları tutulma etkisiyle birleştiğinde,tanınmış kişilerin özel hayatlarına dair gizli belgeler ortaya çıkabilir. (öncelikle Trump ve Royal Family)

Astroloji aynı zamanda bir data incelemesidir.Geçmişte aynı gökyüzü hareketlerinin meydana geldiği periyodlarda ortaya çıkan etkilere de detaylı bir inceleme yapmayı gerektirir. Yay burcu semboliğinde yaşadığımız tutulma 10 Mayıs-13 Haziran aralığında da etkili olmuştu.

Getirilerine baktığımızda ;

Türkiye’de Gezi Parkı Eylemleri başladı.

 11 Mayıs 2013‘te Reyhanlı, Hatay’da düzenlenen iki ayrı bombalı saldırı. Saldırıda 52 kişi ölmüş, 146 kişi yaralanmıştır. Bombalı araçlarla düzenlenen bu saldırı, 2015 Ankara saldırısından sonra Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en kanlı ikinci saldırı olarak kayıtlara geçti. Suriye ‘deki rejim yanlısı El Muhaberat (sivil istihbarat servisi) ile ilişkilendirildi.

11 Mayıs: Guatemala’da 17 ay süren iktidarı sırasında yaklaşık bin 700 Maya yerlisinin ölümünden sorumlu tutularak soykırım suçlamasıyla yargılan eski diktatör Efrain Rios Montt, 80 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

20 Mayıs: ABD’nin Oklahoma eyaletinde kasırga nedeniyle 24 kişi öldü. Obama, eyalette “büyük afet” ilan etti.

3 Haziran: Tayland’ın batı kıyılarında batan teknede 12 Myanmarlı mültecinin cesedi bulundu, 38 kişi kurtarıldı.

4 Haziran: Avrupa Parlamentosu’ndaki aşırı sağcı Avrupa Özgürlük ve Demokrasi grubu, İtalyan üyeleri Mario Borghezio’yu, Kongo asıllı Entegrasyon Bakanı CecileKyenge’ye yönelik ırkçı sözleri sebebiyle ihraç etti.

7 Haziran: İngiliz Guardian gazetesinin, ABD Ulusal Güvenlik Dairesi’nin (NSA), ABD’nin en büyük telefon operatörlerinden Verizon’u kullanan Amerikalıların arama kayıtlarını izleyerek kayıt altına alması amacıyla nisanda Dış İstihbarat İzleme Mahkemesi (FISA) tarafından verilen mahkeme kararını ortaya çıkarması, ülkede yeni bir skandala yol açtı. ABD Başkanı Barack Obama, Amerikalıların telefon kayıtları ve uluslararası internet trafiğinin takip edildiği programları savunarak bu tip uygulamaların ulusal güvenlik için gerekli ve yasalara uygun olduğunu belirtti.

Bireysel yaşamlarımız için baktığımızda önümüzdeki üç ay için yine dikkatinizi 10 Mayıs-13 Haziran tarihine çekmek isterim.Yaşam döngüsünde,o dönemde karmik olarak veremediğiniz sınavlar yine retrolar ve tutulma etkisiyle karşımıza çıkabilir.

Venüs,Plüton,Jupiter,Merkür,Saturn’ün de retroda olduklarını hesaba kattığımızda aynı hatalara düşmemek,varolan ve kırılması gereken döngüyü kırmak için fırsatlar, olumlu ya da olumsuz tezahürlerle karşınıza çıkacaktır.Kısacası kendi değerlendirmemizi yapmak için de oldukça iyi bir süreç olduğunu söyleyebiliriz.Farkındalık seviyemizi olabildiğince arttırdığımızda çözümleme hızımız da doğru orantıda ilerleyecektir.

ERNEST HEMINGWAY NATAL HARİTA ANALİZİ & ASTROPSİKOLOJİK ÇÖZÜMLEMESİ

ERNEST HEMINGWAY

21 Jul 1899 /08.00 /Oak Park IL(US)

Ernest Hemingway’in Güneş’inin Yengeç Burcu’nda ve on birinci evde konumlandığını görüyoruz.Bu onun,en başta insan kavramına çok değer veren bir yapıda olduğunu,kendini topluluklarda var etme güdüsünü,insan temelli çalışma arzusunu gösteriyor.Ayrıca ,Yöneticisi Ay olan Yengeç Burcu vatan,millet ,güvenlik,toprak konularını temsil ettiğinden kitaplarında bu temalar oldukça ön planda .Dişil ve anaç bir burç olan Yengeç etkileriyle , “vatan” onun için kutsal bir konu haline geliyor.Ayrıca kitaplarında yaşam,savaşın anlamsızlığı,hayatın asıl amacı ve kadın temalarına da ağırlık veriyor.

Kolektiflerin enerjisi, onun Yengeç kaynaklı benliğiyle birleşerek melankoli etkisi de yaratıyor. Öyle ki “Yazmak öyle çok büyük bir eylem değil,yapman gereken sadece daktilonun başına oturup kanamak” cümlesi bile aslında bu tavrını anlamamıza yardımcı oluyor.

Aynı zamanda Güneş’in asıl yöneticisi olan Aslan Burcu’nda bir Merkür’ün varlığı bunu pekiştiren nitelik kazandırıyor.Yengeçteki Güneş’ini destekleyen on ikinci evdeki Merkür etkisiyle, insan ruhunun derinliklerini oldukça samimi ve akıcı bir dille kaleme alıyor.Savaşın insan ruhunda bıraktığı izlere çarpıcı şekilde değiniyor.On ikinci evdeki gezegenler genel olarak daha içe dönük bir enerji verirler.Buradaki Merkür’ün olumlu açıları sayesinde bu enerjiyi Hemingway akıcı şekilde dışa aktarıyor.Çünkü on ikinci evdeki bir Merkür, kişiye edebiyat yeteneği verir.Üstelik yükselenin Başak olması ve Mars’ın da burada olması ,enerjisini bu şekilde akıtmasını destekler nitelikte.Yine Mars’ın Uranüs ile karesinin yansımalarıyla; yüksek değerler için mücadele,hayata ve insanlara hümanist ve eşitlikçi bir felsefe ile yaklaşım,teoriler geliştirip bunu kendine has yollarla hayata geçirmek,azim ve cesaretle zulume baş kaldırmak gibi eylemleri romanlarında ve kişisel hayatına yansıdığını görüyoruz.

Venüs’ün (Yengeç) de burada bulunması nedeniyle en sevdiği roman serileri arasında Lev Tolstoy’un savaşın acımasızlığını,savaş psikolojisini,tek kahramanın doğruluk olduğunu anlattığı Sivastopol eseri bulunuyor.Çünkü,Venüs Yengeç’in ait olmak,huzuru yakalamak ,insan için en iyi koşulları bulmak ve sağlamak ,temelinde erdem olan şeyler üzerine kurulu bir bakış açısı vardır.Özel yaşantılarını ve sevdikleri ,değer verdikleri maddesel değerleri bu sistem üzerine kurarlar.Tolstoy’un bu sistem manifestosu ,tamamıyla Hemingway’in Yengeç tabanlı bakış açısıyla örtüşüyor. Hemingway’in Ay burcu Oğlak ve Büyüyen Ay fazında.Bu fazda doğmasının getirisi olarak ,çevresine fayda sağlama ihtiyacı, içindeki her şeyi mükemmelleştirme isteği onu detaycı yapıyor .Yaptığı işten emin olmak istiyor.Eleştirel karakteri ön plana çıkıyor.Belli bir amaç uğruna çalışmak ve kendini bu konuya adayıp başarılı olmak istiyor. Ayrıca burada sentez burç Başak etkileri de mevcut.

Kolektif etkilerine baktığımızda T-kare etkisiyle (Mars-Satürn-Plüton)toplumun sürüklenme çağı içerisinde bulunduğunu,mücadele enerjileri ön plana çıkıyor.Satürn’ün Yay ve Plüton’un İkizler’deki karşıt konumuyla, yüksek fikirlerle kökleşmiş değerlerin yer değiştiği ve bunun için çaba sarfedilen bir dönem.

Merkür’ün ,onuncu evdeki Neptün(İkizler) kontağıyla insan temelli üstün adanmışlığı,fedakarlığı ve yüksek insani değerleri romanlarında görüyoruz.Yazarlık kariyerinin oluşmasını ,varoluşundan getirdiği enerjiyi ve bunu aktarma kabiliyetindeki yaratıcılığıyla harmanlayıp okurlarına sunuyor. Üçüncü evindeki Akrep Jupiteri bu konuları içselleştirmesini,detaylandırmasını,araştırmasını,yaşam felsefesi haline getirmesini, buna sıkı sıkıya bağlanıp kalemine yansıtmasını ve kendine bir kimlik edinmesini sağlıyor. Yine Jupiter dokuzuncu evin yöneticisi olduğundan ve Jupiter’in Merkür’ün (apex)olduğu üçgen açı içerisinde olmasından dolayı kariyerinin oluşumunu bu şekilde değerlendirebiliriz.Çünkü biliyoruz ki,ailesinin Hemingway’i üniversiteye gönderme isteğine rağmen O, Kansas City Star gazetesinde muhabir olarak göreve başlamıştır.(Dördüncü evdeki Chiron-Uranüs kavuşumu ve Satürn’ün de burada olmasını neden gösterebiliriz.)Yüksek eğitim almamıştır ve aslında onuncu evdeki Yay Satürn’e karşıtlık yapan Neptün/Plüton(büyük idealizm,büyük çaba,iletişim konularında körü körüne saplantılar) kavuşumu etkisini bu şekilde kullanmıştır. Hemingway’in Kad’ı burada bulunduğundan (4.ev) ve Gad tam karşısında ikizler semboliğinde olduğundan,yakın çevre ilişkilerindeki gücü,kolay kavrama yeteneğini,edebiyatını kullanmayı tercih etmiştir .Chiron etkisini de (4.ev)hesaba katarsak yaşamın ilk dönemlerinde Gad etkisindedir.Orduya girdiği dönem sonrası isim yapmasıyla Kad etkisini en etkili şekilde kullanmış seyahatleriyle pekiştirdiği edebiyatı sayesinde bunu pekiştirmiştir.Fakat fazla özgür tutumları ,deyim yerindeyse onu felakete sürüklemiştir.Mesleğini ön planda tutması,aile tanımını kaybetmesine neden olmuş ve ona zaten önceden de ait olamadığı ” aileye ” tamamen yabancılaşmıştır.Yine dördüncü evindeki Satürn ve karşıtlık yaptığı Plüton nedeniyle devletler arası gizli görevler nedeniyle bir çok sıkıntı yaşamıştır.

Hemingway, yaşamının son yıllarını tamamen Plütonla ve Neptün’le bulunan Gad getirileri ile yaşamıştır.(Alkolizm,Derin devlet vb.) Hemingway’in Yükseleninde bulunan Mars (Başak)etkisi ve Yengeç Burcunda bulunan Güneş’i onu vatan için çaba sarfetmeye zorluyor.Mars’ın birinci evdeki konumu ve Başak burcu semboliği,yine Mars’ın bir diğer yöneticisi olduğu sekizinci evdeki Koç semboliğiyle Hemingway,savaşmayı,vatanı savunmayı kendi enerjisini dönüştürmenin bir yolu olarak görüyor.

Dördüncü evde bulunan Satürn ve onuncu evdeki Plüton ile kare yapan Mars etkisi enerjisini dışa vuramamasına ,pasif-agresif davranmasına sebebiyet veriyor.(Zaten kariyerinin ilerleyen döneminde de uzun süre telefonlarının dinlendiğini dile getiriyor ve 1983 yılında -Muhtemelen Satürn/Plüton kavuşum etkisiyle- bu iddiasının doğruluğu FBI kaynaklarıyla ortaya çıkıyor) Bu konumlanmaların yaşamındaki tezahürünü savaş yıllarında orduya gönüllü olmasıyla görüyoruz.Sol gözündeki problem nedeniyle başvurusu kabul edilmediğinden(Merkür-Uranüs karesi ya da Ay-Venüs karesi-Ay erkekte sol gözü temsil eder,Merkür sinir sistemi,bedenin üst bölgesi-) ,daha sonra Kızılhaç için başvuruyor ve bu kez kabul ediliyor.Yengeç’in merhamet,korumacı özelliğini burada görebiliyoruz.

Aynı zamanda Mars(Başak) ve Kızılhaç ilişkisi sağlık konularındaki çabalarını doğrudan karşılıyor. Plüto Mars karesi ,onu güçlü bir kişi yapmasına rağmen,mental olarak yıpratmasına neden oluyor.Zaman zaman aşırı öfkeli davranıyor ve enerjisi içe dönüyor.Bu nedenle çevresi tarafından çok iyi boks yaptığı hakkında en iyi bilinenlerden. Güneş’inin yanında konumlanan ve Yengeç Burcu’nda bulunan Venüs itibarıyla kadın erkek ilişkilerini romanlarında ön plana çıkardığını görüyoruz.Silahlara Veda romanında vatanı için savaşan yaralı askerin ,bir hemşireye duyduğu aşkı yazıya döküyor.Bu romanı yazarken aslında kendi yaşamından bir kesiti taşıyor.Orduda bir süre normal hizmette çalıştıktan sonra ,ambulans şöförlüğü yapmaya başlıyor ve 8 Haziran 1918 yılında çok yakınına düşen Avusturya topu nedeniyle ağır yaralanıyor.Yakınındaki İtalyan askerlerinden birini kurtarmaya çalışırken ise aynı olay sırasında bacaklarından da yaralanıyor.

Dokuzuncu evinde bulunan Boğa Burcu’nun(toprak,dünyevi kaynaklar) yöneticisi Venüs’ün, on birinci evinde Güneş’e yakın konumlandığını görüyoruz.Aynı zamanda dokuzuncu evin asıl sahibi Jupiter’in üçüncü evden (doğup büyüdüğü yer,ilk çevre vb.) onuncu evdeki Neptün’e üçgen açısı bulunuyor.Bu yerleşim neticesinde Hemingway daha ulusal bir sebepten çalıştığı bu görev neticesinde ,İtalyan hükümeti tarafından Gümüş Onur Madalyası ile onurlandırılmıştır ve uluslarası platformda ,yine fedakarlık temalı eylemiyle adını duyuruyor.Yaralandıktan sonra Milano’da hastanede tedavi görürken hemşire Apnes Won Kurawsky ile tanışıp aşık oluyor.Fakat bu süreçten sonra, terhis olmasına çok yakın bir dönemde terk ediliyor.Bunun üzerine A Farewell to Arms (Silahlara Veda) eserini yazıyor.Bu eserde kadın erkek ilişkilerine değiniyor.Burada Neptün-Venüs-Jupiter üçgeninin bir tezahürünü daha görmüş oluyoruz.On ikinci evdeki Merkür onun hastane ortamında esin kaynağı elde ettiğini ve yazmaya yöneldiğini gösterirken,yine on ikinci evin yöneticisi Neptün’le ikizlerde kontak kurması ve üçgenin bir ucunun da üçüncü evdeki Jupiter(Akrep) ile buluşması durumu açıklıyor.Ayrıca Venüs-Ay karşıtlığı nedeniyle bunun bir aşk acısına dönüştüğünü söyleyebiliriz.Yine Ay- Merkür arasındaki açı nedeniyle duygusal yıkımlarını bu şekilde dışa aktarıyor. Hemingway’de Yengeç Güneş-Venüs etkileriyle ait olma-sahip olma arzusunun güçlü tezahürlerini görüyoruz.Bu konum onun özel yaşamına da yansıyor ve aslında yine bu güdüyle dört kez evlilik yapıyor.Huzur arayışı Yengeç yerleşimlerinden dolayı hayatının temeli olarak varsayması dört evlilik yapmasına neden oluyor.Yedinci evin asıl yöneticisi Venüs’ün on birinci evinde Güneş yakınında yerleşimi Hemingway’in evliliği aslında bir arkadaşlık ilişkisi ,yaratıcılığına ilham kaynağı bulmak ya da çevre edinmek için bir araç olarak kullandığını gösteriyor.Yedinci evindeki Balık Burcu’nun yöneticisi Jupiter ise üçüncü evinde yerleştiğinden ve bir diğer yönetici Neptün ve Merkür’e olumlu açılandığından eşlerini de kendi gibi gazetecilik mesleğinden tercih ediyor.(İlk eşi hariç) Fakat ,asıl huzursuzluğu içdünyasında yaşadığını muhtemelen bilmiyor.Tam da bu noktada Venüs(Yengeç) ile beşinci evdeki Ay(Oğlak) yaptığı karşıtlığı görebiliriz.Hemingway yaşamının ilk dönemlerinde anne sevgisinden mahrum kaldığını ya da disiplinli,sevgisini açıkça belli etmeyen bir anne figürü nedeniyle sevgi eksikliği yaşadığını görüyoruz.

Dönemin şartlarına baktığımızda daha katı,disiplinli,duygularını belli etmeyen ebeveyn figürlerinin bunu destekler nitelikte . Hemingway’in annesi Grace Hall Hemingway’in müzisyen (opera sanatçısı) ve idealist bir kadın figürü .Yine buradaki açının tezahürü neticesinde yaşamının ilk yıllarında Hemingway’in annesinin isteğiyle müzik eğitimi alıyor.Aynı zamanda evdeki işleri baba yaparken, o çocuklarına işinden arta kalan zamanlarda yüzlerce kitap okuyor ve şarkı öğretiyor.Chicago yakınlarındaki opera,tiyatro ve müzelere götürüyor.Oğlak’taki Ay yerleşimi annesinin muhafazakar yapısını da açıklayan bir gösterge.

Kaynaklara baktığımızda ,çocuk kilise korosunu ve orkestrasını Oak Park’ın İlk Cemaat Kilisesi’nde yönettiğini görüyoruz. Bu idealist kadın figürü, çocukları ile birlikte eşi üzerinde de otorite iddia ediyor.

Hemingway olgunlaştıkça annesi ile çatışmaları büyük ölçüde fazlalaşıyor.Annesinin depresyonu nedeniyle uzak kalması,Hemingway için ilk gençlik yıllarında büyük yaraların sebebi oluyor. Venüs kadınlarda süt bezlerini,emzirmeyi de yönettiğinden Hemingway’in anne ile olan ilk ilişkisi bu noktada Ay-Venüs karesiyle sekteye uğramış ve yaşamı boyunca ilişki dinamiklerinde sıkıntı yaşamış olabilir.

Alanının en önemli kuramcısı Melanie Klein’ın nesne ilişkilerine bakış açısını şöyle değerlendirir : “Memenin bebeğin hayatında bir çok farklı noktada temel sembol olduğunu görüyoruz.Bebeğin içinde bulundurduğu libidal ve saldırgan duyguların bebeğin ilk nesnesi olan anne memesine yansıtması ile iyi nesneyi içine alması ve içindeki kötüyü memeye yansıtması,bebeğin hayatla olan ilk ilişki dinamiğini oluşturmasında büyük önem taşır.Bebeğin ilk nesnesi olan memenin yaşamındaki ilk çatışmaları da olduğunu varsayabiliriz.Sonuç olarak bebeğin içsel duygularını dışa yansıtması ve onun bilmediği dünya ile tanışması ,bilinmeyene uyum sağlaması ve benlik oluşumu için meme bir başlangıç olmanın yanı sıra bebeğin hayatında ilk bağlanma,hayata geçiş nesnesi,hayatın dinamiğini çözücü bir etkendir.” İşte tam bu noktada ilk eşi Elizabeth Hadley Richardson dikkat çekici.Elizabeth,annesi gibi piyano çalmayı seviyor,müzikle ve sanatla ilgili ve duygularını bırakmak için güvenli bir ortam arıyor.Hemingway’den sekiz yaş büyük ve annesine fiziksel olarak oldukça benziyor.Ayrıca ,geçirdiği hastalıklar nedeniyle korunmaya muhtaç,aile ilgisiyle yaşarken benliğini ispat etmeye çalışan bir kadın.Bu nedenle Hemingway’in Venüs’ünü de cezbeden niteliklere sahip.Bildiğimiz üzere erkek haritalarında eş seçimlerinin genel olarak Ay ve Venüs’e göre şekillenir Hemingway’in Natal haritasındaki Chiron’un dördüncü ev konumu ise kendine gerçekten bu niteliklerde bir eş aradığını gösteriyor.Yardıma muhtaç,aşırı sahiplenebileceği birini ararken karşısına çıkan bu kadınla evlenmesi tesadüf eseri değil.Fakat yine haritada bulunan Ay-Venüs karesi aşırı iniş-çıkışlı duygulara sebebiyet verdiğinden ,Hemingway evliyken gazeteci Pauline Marie Pfeiffer’e aşık oluyor.Böylelikle anne ile kopuk ilişkisini birnevi kişisel ilişkilerine yansıtıyor.Ve bu dört evliliğinde de aynı şekilde tezahür ediyor fakat diğer eşleri kendi meslek grubundan tercih ediyor.Yani aslında gördüğümüz gibi ,ilk evliliği üzerinden anne olan yarım kalmış bir karmayı tamamlıyor.Annesinin onu domine etme isteğini o da eş üzerinden gerçekleştiriyor ve belki de iç dünyasında ilişkiyi bırakıp gitme eylemini bu sayede normalleştiriyor.Chiron konumundan dolayı evsiz olma,ailesiz olma korkusu onu dört kere evlendiriyor. Yine Chiron’un dördüncü ev konumundan ve dördüncü evi kesen çizgide Ay’ın bulunmasından da aslında temel korkusunun yaşadığı topraklardan uzak yaşamak, ebeveyn olamamak, kimsesiz büyümek, duygusal anlamda yalnız kalmak,ebeveynlerden geç yaşta mahrum kalmak anne sevgisinden mahrum olmak, kökleri ile alakalı problemler yaşamak, hatıralardan kopamamak dolayısıyla anı ufkunu geliştirecek ortamlara gidememek, gelişimini engelleyecek faktörlerin olması, üniversite hayatında istediği branşı okunmaması ya da çevreye uyum sağlayamaması, yurtdışına bağlı işlerde hevesini kursağında bırakacak olaylar yaşaması, özgürlüğüne ket vurulması, dilediğince hareket edememesi olduğunu da görüyoruz. Oğlak Burcu’ndaki Ay’ı nedeniyle otorite kurmayı,yönetimde olmayı sevdiğini ve otokontrollü olduğunu da görüyoruz.Aynı zamanda ,bulunduğu ortamda kendi üzerinde bir gücün var olmasından hoşlanmıyor.Kuralları belirlemeyi seviyor.Hemingway ,benliğini kavradıkça annesinin dominant tavırlarından hoşlanmamasının nedenlerinden biri bu olarak görülebilir.Çünkü Oğlak ataerkil aile yapısından hoşlanır. Hemingway’in haritasında türetilmiş evler sistemine göre onuncu evini birinci ev olarak baz aldığımızda,babasının ikinci evini Yengeç burcunda Venüs ile birlikte görüyoruz.Ayrıca ,onuncu evindeki Balık’ın klasik yöneticisi Jupiter (çalışma alanı)altıncı evde Akrep’te aynı zamanda modern yönetici Neptün birinci evde ikizler burcunda bulunuyor.Baba Clarence Edmonds Hemingway’in çocuklarını büyütürken fedakar bir anne gibi ev işlerine yardımcı olup,şefkat gösterdiğini ,anne ve baba figürlerini bir arada üstlendiğini görüyoruz.(İkizler dualitesi)Aynı zamanda kadın hastalıkları hastanesinde(New York Lying-in hospital) çalışması ve ilk omurga forsepsini keşfetmesi de altıncı evdeki Uranüs semboliğiyle açıklanabilir.Uranüs’ün Mars ile ilgili herhangi bir açısının günümüzde Spina Bfida,doğuştan gelen felçler,beyin felci gibi rahatsızlıkları tetiklediği de bilinmektedir. Yine hem Hemingway’in haritasında dördüncü eve düşen hem de türetilmiş evlere göre babasının yedinci evine düşen Satürn ve Chiron semboliği ,Clarence ve Ernest Hemingway’i zorlayan ortak kişi olarak Grace Hall Hemingway’i karşımıza çıkarıyor.Ernest’in haritasında domine etme isteğini görürken,eşi üzerinde otorite kurma arzusunu kaynaklarda bulabiliyoruz.Yine,baba Hemingway’in sembolik haritasında sekizinci eve düşen Ay’ın ikinci evdeki Venüs karesi eşinin ortak kazançlarda ona maddi kazanım açısından psikolojik üstünlük sağlamaya çalıştığını gösteriyor ve bu ilişki dinamiklerinde gerginliklere yol açıyor.Bu mesleğinin başlarında eşinden az kazanan Doktor Hemingway ile ilgili bilgilerden ulaşabiliyoruz. Uranüs’ü Hemingway’in kardeşler evi olan üçüncü evde kabul ettiğimizde onun oldukça farklı,sıradışı,farklı deneyimlere ve özgürlüğe sahip olmaktan hoşlanan kardeşleriyle örtüştürebiliyoruz.Öyle ki kardeşlerinden biri olan Leicester Hemingway, Jamaika kıyılarında sadece on iki vatandaşı olan bir ülke kurmuştur.Aynı zamanda dokuzuncu evin asıl yöneticisi Jupiter’in de burada bulunması bunu doğrular nitelikte konumlanmış durumda. Evcil hayvan evi olan altıncı evi, Kova Burcu’nda ve yöneticisi Uranüs dördüncü evde Yay Burcu’nda.Hemingway’e 1931 yılında genetiği bozuk beyaz bir kedi hediye ediliyor ve kedinin altı parmağı bulunmakta.Altı parmaklı bu kediye Hemingway “Snowball” adını veriyor.Bu nadir mutant kediye aşık olan Hemingway sonraları Key West’teki arazisinde özgürce dolaşabilmeleri için elli kadar mutant kedi evlat ediniyor.Yazılarında bol bol kedilere sevgisinden bahsediyor.(kediler esin kaynağı oluyor)Güneş ve Uranüs arasındaki açılanmayı buradaki tezahür üzerinden görebiliriz. Ernest Hemingway 1922’de Toronto Daily News gazetesinin savaş muhabiri olarak Türkiye’ye gönderiliyor ve İzmir Yangınından sonra yaşanan göç ile ilgili haberler yapıyor.1923’te Eşi Elizabeth Harley Richardson’un hamileliği nedeniyle Toronto’ya dönüyor.Burada ilk romanını yazdığı sırada eşinden ayrılıp gazeteci Pauline Pffeifer ile evleniyor ve onun Kansas City’deki zor doğumundan kitabında bahsediyor.Daha sonra eşi Pauline ile ilk safari turuna çıkan Hemingway Afrika’nın Yeşil Tepeleri kitabını yazıyor ve kitabında Klimanjaro dağlarını anlatıyor. Görüldüğü üzere Hemingway’in dokuzuncu evinde bulunan Boğa Burcu’nun yöneticisi Venüs’ün Güneş’le on birinci evinde bulunması ile aslında edebiyatını besleyen bir nedeninin de seyahatleri ve eşi üzerinden yaptığı gözlemler(evlilik evi asıl yöneticisi ,yedinci evdeki Balık Burcu’nun yöneticisi Jupiter ve onuncu evdeki olumlu kontak) olduğuna şahit oluyoruz.Yengeç Burcu semboliği onu bir insanın dünyaya gelmesindeki zorlukları anlatacak kadar gözlemci bir yapıya büründürüyor ve bunu onuncu evindeki Neptün ve Plüton semboliğiyle derinlemesine anlatıyor. Psikolojik olarak rahatlamak için Dağcılıkla uğraşıyor.Yine Venüs Yengeç semboliği tezahürü olarak çocuk yaşlarından itibaren gölde zaman geçirmekten hoşlanıyor. Afrika dönüşü kendine Pillar adını verdiği bir tekne alıyor ve bu tekne ona Yaşlı Adam Ve Deniz romanı için esin kaynağı oluyor.Dikkat etmemiz gereken bir nokta da Venüs-Ay(Yengeç-Oğlak) karşıtlığı nedeniyle aslında ruh haline iyi gelen aktivitelerde bireysel olma çabasının yaratıcılığını beslemediği.Öyle ki Hemingway’in on birinci evindeki Venüs aslında onun varoluşsal ve yaratıcı enerjisinin topluluklar içinde çalıştığını gösteriyor.Yaşlı Adam ve Deniz romanı ise aslında Yengeç melankolisinin bir dışavurumu diyebiliriz.Kitapta insanın yaşama nasıl bağlanması gerektiğini ve aslında her şeyin boş olduğundan bahsediyor. 1936 yılında savaş muhabiri Martha Gellhorn ile tanışan Hemingway Havana’ya yerleşiyor.Burada Çanlar Kimin İçin Çalıyor adlı eserini yazıyor.Dördüncü evdeki Uranüs(Yay) ‘ın Güneş’ine yaptığı açı aynı zamanda yaratıcılığının ,üstün düşünme kabiliyetinin ,dahiyene fikirlerin de yolculuklarla (yer,ülke değiştirerek)desteklendiğini gösteriyor.Evine sık sık ziyaretçi geldiği için sürekli evini değiştirse de daha önce bahsettiğim etkilerle aslında insan davranışlarından beslendiğinden çok fazla kopuk kalması da mümkün olmuyor. Seyahatlerine devam eden Hemingway Afrika seyahatleri sırasında uçak kazaları geçiriyor.Ölüm evi yöneticisinin Koç Burcu olduğunu ve bunun da yöneticisinin birinci eve konumlandığını düşünürsek ölüme yaklaşmasının kazalardan öte kendi cesaretinin ,gözü kara davranmasının bir getirisi olduğunu söyleyebiliriz.Öyle ki,savaş sırasında Pearl Harbor Denizaltılarını batırmak için korkusuz şekilde tekneyle açılıp meydan okuduğunu bile görebiliyoruz. 1950’lerin ikinci yarısında alkolizm nedeniyle ,ruhsal ve fiziksel olarak sağlığı kötüleşiyor.Burada onuncu evdeki Neptün ve Plüton etkilerini ve yaptıkları açılanmaların neticelerini görüyoruz.Zira,Hemingway MC noktasındaki İkizler(onuncu ev yöneticisi Merkür) etkisiyle çok iyi bir yazar olmasının yanı sıra, günümüzde hala alkolizmin pençesinden kurturamadığı ismiyle beraber anılmaktadır.Aynı zamanda Kad ve Neptün de karşıt açılanmasının gölge tezahürü burada karşımıza çıkıyor.Belki de seyrettiği yolda karşısına çıkan olumsuzlukları,zorluk ve baskıdan kaçış isteğini,Chiron etkisiyle varolan “bir şeye tutunma arzusunu” alkolle kapatıyor.Yine aynı yıl Paris Ritz Otel’de kaldığı dönemde ,bıraktığı sandığı bulup anılarını yazmaya başladığı anda durumu iyice kötüye gidiyor.Yengeç,geçmişte yaşamaya daha eğilimli olan ,anılarla yaşayan bir burçtur.En değerli zamanlarını hep daha önce tükettiğini düşünür.Bu nedenle gelecek kaygısı eksik olmaz ve aslında yaşadığı zamana bir türlü ait olamaz. Hemingway’in ruhsal problemlerine dördüncü ev çerçevesinde bakarsak Chiron ve Uranüs’ün burada kavuşum yaptığını görüyoruz. Uranüs vücudumuzdaki sinir hücreleri,beyin hücreleri ve motor nöron aktivasyonlarıyla ilgilidir.Dendridler ve aksonlar arasındaki snapsları yönetir.Beyindeki seratonin geri emiliminin Uranüs ile ilgili olduğu düşünülmektedir.Nöronlara ait tüm bozukluklar,doğuştan kaynaklanan nörotik beyin problemleri,Mars ile olan etkilerinde nöronlarla ilgili sorunlar görülebilir.Burada Uranüs’ün Merkür ile olan karesine baktığımızdaysa beyin epifizi,hipotolamus ve limbik sistem bölgelerindeki ciddi problemlere işaret edebileceğini gösteriyor.Aynı zamanda Satürn’ün de bu evde onlara eşlik ediyor oluşu büyük bir ruhsal problemin işaretçisi gibi görünüyor.Retro bir Satürn her zaman karmik etkiler de barındırdığını unutmamalıyız.Bu göstergelerin aile evinde olması,babasının ve bir kardeşinin de Hemingway’dan önce intihar ederek yaşamına son vermesi aileden kalıtsal ruhsal bir probleme işaret ediyor olabilir. Hemingway sekizinci evinin üzerindeki Mars transiti sırasında kendini av tüfeğiyle vurarak öldürmüştür.İntiharında depresif yapısının da etkili olduğunu söyleyebiliriz.Çünkü,depresyon içe dönen enerjidir.Aynı zamanda Mars-Satürn-Plüto açılanmasının da yaşamı boyunca yazıları ve devrimci karakteri nedeniyle tezahür ettiğini,muhtemelen deşifre olduğu anda kendini öldürme yoluna gittiğini söyleyebiliriz.Çünkü onuncu evindeki Plüton’dan da anlayacağımız üzre gizli devlet görevlerinde olarak bulunmuştur.FBI bu intiharın, takiplerin olumsuz sonuçlarından kaynaklandığını düşünmektedir. Hemingway’in sentez burcuna baktığımızda Toprak+Değişken Başak Burcunu görüyoruz. Titiz,detaycı,idealist yapısı,sağlık hizmetleri bunu zaten açıklıyor. Gölge Burcunda ise Hava+Sabit Kova Burcu var. Harita çanak tipi bir harita ve tek yarım kürede gezegen toplaşması olduğunu görüyoruz. Çanak tip haritaların en önemli özelliklerinden biri adanmışlık göstergesi olmasıdır.Bu Hemingway’in idealizm duygusunu,kolektif için bir şeyleri değiştirme tutkusunu dile getiriyor.Zaten haritanın yerleşimine baktığımızda ” kendimi anlamlandırmanın tek yolu başkalarını anlamlandırmaktır” düşüncesini taşıdığı ön plana çıkıyor.Bireysel gözlem yeteneğini,insan nedir ve ideal insan nasıl olmalıdır kavramını yine evlilikleri,ailesi ,seyahatleri ve örnek aldığı yazarlar üzerinden gözlemliyor.Yaşamındaki tüm olumsuz tezahürleri ise 10-11-12 evler üzerinden evrenselleştiriyor.

DIANA FRANCES SPENCER NATAL HARİTA ANALİZİ & ASTROPSİKOLOJİK ÇÖZÜMLEME

Galler Prensesi’nin haritasında Güneş yedinci evde ve Yengeç Burcunda yer alıyor.Bu onun çok hassas,kırılgan,içe dönük ,insan kavramını ön planda tutan,merhametli aynı zamanda anaç biri olduğunu gösteriyor.

Güneş haritalarımızda varoluş enerjimizin yanı sıra ,seçeceğimiz mesleklerimiz hakkında bilgi sahibi olmamızı sağlar.Anaç doğası neticesinde evliliğinden önceki yıllarda çocuk bakım evleri ,kreşlerde gönüllü olarak çalışıyor.Buradaki konumlanmanın, onuncu evindeki Neptün’e trine yapması meslek seçimindeki güdüsel eğilimi tam anlamıyla açıklıyor.Yine kraliyet bünyesinde de insan temelli olarak çalışıyor ve sağlık yardımı başta olmak üzere bir çok konuda gönüllü elçiliklerde bulunuyor.Ayrıca Akrepteki Neptün nedeniyle bu konuyu içselleştiriyor ve yine onuncu ev etkisiyle bunu dış dünyaya yansıttığı kimlik olarak benimsiyor.

Güneş, yedinci evinde ikamet ettiğinden kendini yaşam sahnesinde evliliğiyle ortaya koyacağını gösteriyor.Güneş, Aslan Burcunun asıl yöneticisi olduğundan kraliyeti de temsil ediyor ve Diana kraliyet evliliği yapıyor.Yedinci ev ,idealize ettiğimiz evlilik anlayışını da anlattığından ,küçük yaşlardan beri zaten bu evliliğin hayalini kurmasına neden oluyor.

Yengeç Merkür’ünün retro olması nedeniyle utangaç davranarak ve toplum içinde konuşmaktan kaçınarak , aile veya arkadaş ortamlarında, sevdiği ve güvendiği insanların yanındayken açılıp, fikirlerini paylaşmaktan hoşlanıyor.Evliliği ,Yengeç burcunun ait olmayı seven ,güven isteyen yapısı dolayısıyla tam olarak böyle bir kurum olarak hayal ediyor.

Retro Merkür,Güneş’le(Yengeçte) kavuşumda olduğundan yanık durumda.Zihni ve düşünceleri evliliği neticesinde gölgede kalıyor.Retro Merkür,isteklerini dile getirmek ve anlatmak adına onu pasif bırakıyor.Yine yedinci ev yerleşiminden dolayı idealize ettiği ,üzerinden kendini kanıtlamak istediği evlilik müessesesi iletişimin kısıtlanmasıyla zorlu bir kuruma dönüşüyor.Sağlık evinde bulunan İkizler Burcu’nun yöneticisi Merkür’ün ,Güneşin yanında yanık pozisyonda kalması ,bilinçaltında bastırılan duyguların neticesi olarak , psikosomatik kökenli (bulimia,anoreksiya nervoza) rahatsızlıkların tetiklenmesine yol açıyor.Ayrıca evlilik evindeki Güneş/Merkür’ün ,Venüs’e (Boğa) yaptığı minor açı eş tarafından( yeme içme,dünyevi zevkler vb.)eleştiriye maruz kaldığını gösteriyor.Bilindiği üzere, Diana hastalığının başlangıcını anlatırken Charles tarafından kilolu bulunduğu ve bu nedenle yemek yeme eylemiyle uzun süre barışamadığını ,yediği zaman ise çok yiyerek hemen istifra ettiğini söylüyordu.

Problemlerin köküne inmekte zorlanıyor çünkü esas problem yerine duygusal yapısından dolayı sadece insana odaklanıyor. Karar vermekte zorlanıyor ve evliliği ile alakalı kararları sık sık değiştiriyor. Aynı zamanda eylemlerinde cesaretsiz davranıyor.

Yedinci evinde Güneş-Plüton(Aslan) altmışlığı bulunmakta.Bu olumlu açı özellikle karşı taraf üzerinde etki bırakmak, güçlü kişilerle işbirliği yapmak ve bir konuda kuvvetli bir sonuç almak adına oldukça poziftir. Diana’nın hayatında, kariyer ve kendi bakış açısını oluşturmak,enerjisini akıtmak için bir alan bulmak,dönüştürmek adına eşin çevresini,çalışma alanını (kraliyet)etkin bir araç olarak kullandığını görüyoruz.Aynı zamanda Plüton ,Mars (Başak)ile kavuşumda. Yine Plüton’un(Başak)/Mars(Başak) onuncu evindeki Neptün(Akrep) yaptığı trine, elde ettiği bu gücü (popülariteyi) bir kariyere çevirip enerjisini bu alanda kullanmasına,çeşitli organizasyonlarda dünyanın farklı yerlerinde kıtlık ve hastalıkla mücadele eden insanlara yardım etmesinin önünü açıyor.Buradaki Akrep semboliği ve sağlığı temsil eden Başak Plüton kombinasyonuyla, spesifik olarak Aids gibi cinsel yolla bulaşan hastalıklara yakalanan insanlara ilgi çekmesi,bölgelerde dönüşüme katkı sağlaması ve yardımlarıyla büyük yankı uyandırıyor ve adını daha da etkin bir şekilde duyurmasına olanak sağlıyor.Böylelikle de Plüton’un bir diğer temas alanı olan yedinci evdeki Güneş ve Merkür’ün misyonunu olumlu olarak kullanabiliyor. Diana’nın yükseleninde Yay Burcunu görüyoruz.Yay burcu ,astrolojide özgürlüğü simgeleyen burçlardan biridir.Yine aynı evi, Yay burcu kesiyor.On ikinci evle yükselenin Yay burcunda olması bir karmanın varlığına işaret ediyor.Çünkü,on ikinci evdeki kayıplar,bilinçaltında yatan sebepler veya önceki hayat getirileridir.

Bu durum, aynı enerjinin bu yaşam alanına akmasına sebebiyet verir.Bu ağır bir karmik döngünün işaretçisidir.Aynı zamanda on ikinci ev bilinçaltımızı da simgelediğinden, bilinçaltındaki özgürlük arzusundan bahsedebiliriz. Yay Burcunun yöneticisi Jupiter’e baktığımızda ikinci evinde konumlandığını görüyoruz.Ekonomik özgürlüğünün kısıtlanması ,Onun Kova Jupiter’ine çok ters bir deneyim alanında.

Jupiter ,Part of Fortune ile karşıt açılanıyor.Kraliyet mirasını reddetmesini bu şekilde nedenlendirebiliriz.Temelde ekonomik özgürlüğünü kazanabilmesi onun için büyük önem teşkil ediyor.Kova Burcu’nun temsil ettiği marjinal,özgürlükçü,yeni deneyimlere açık,esnek,insan temelli bakış açısının kraliyet gölgesinde kalması onu oldukça zorluyor.

Jupiter ve Neptün’ün(Akrep) yaptığı kare açı neticesinde bunun kraliyet gölgesinde kullanamıyor oluşu,toplum önünde olmak istediği yerde kendi istekleri doğrultusunda varolamayışı ile alakalı hayal kırıklıkları,bulanıklıklar yaşıyor.

Diana’nın Ay’ı Waxing Gibbous evresinde.Yaşamın neresinde duruyorum,nerede olmak istiyorum,ne öğrendim gibi soruları varoluşundan getiriyor.Bir şeyler için emek vermek,uğruna hakkaniyetle mücadele etmek ve deneyimlerini paylaşmak istiyor.

Ay’ın bu evrede oluşu ve Kova Burcu’nda bulunmasından dolayı sosyal çevre uyumu,sosyal etkinlik ve insan temelli oluşu ön plana çıkıyor.Ruhsal DNA’larına iştirak kodlanmış durumda.Bu nedenle kendini bu ideolojiye adıyor. Yine Ay’ın da bu evde bulunması tüm bunları desteklerken , anne figürünün de özgürlükçü,bağımsız bir yapıda olduğunu görüyoruz.Soylu bir aileden gelen (baba Kont) Diana’nın annesinin de özgürlük ve bağımsızlık arayışı nedeniyle (Ay/Plüton-Mars-Uranüs karesi)babasını terkettiğini görüyoruz.Chiron da tam olarak bu noktada ve Kova Burcunda bulunuyor.Anne ile alakalı ağır bir duygusal hasardan ve sonucunda oluşan özgüven probleminden söz edebiliriz.Sekizinci evdeki gezegen topluluğuna kare yapan Ay annesinin aslında baskıcı, kuralcı bir yapının dışında kalmak istediğini gösteriyor.

Yine annesini idol alan Diana’nın kendi yaşamında biraz daha ait olmayı tercih etmesiyle olumlu sonuçlanabilirdi.Varoluşun bireye bir misyon yüklediğini, çelişen enerjileri yok etme yönelimini bu haritada tam olarak görebiliyoruz.Gad’ın burada bulunmasıyla, aslında toplum yararına işler yaparken kendi egosunu,kimliğini,değerlerini tamamıyla hiçe sayması belki de değersiz görmesini tekamül sürecindeki yanlış akış olarak değerlendirebiliriz.

Kovadaki Ay’ı aynı zamanda kendi anneliğini de açıklıyor.Daha özgürlükçü bir tabanda ,herkesle aynı olduklarına inandırarak çocuk büyütme isteği Diana’dan günümüze en çok iz bırakan unsurlardan.90’lı yılların süregelen anne figürüne tamamen zıt bir tabanda ilerliyor ve söylemlerinde kraliyet aksine çok rahat.Özgürlük alanı için sık sık basınla ters düşüyor fakat tamamen soyutlanmıyor. Olumlu bir tezahür olarak ikinci ev çizgisindeki Jupiter/Satürn kavuşumu ile sextile yapan Mars’ın Diana’nın edindiği deneyimlerle (ağırbaşlılık,oturaklı bir yapı)eşin çevresinde olumlu kullanımlarını görüyoruz.

Kraliyete mental olarak adaptasyon sürecinde (kurallar,kaideler,gelenekler)zorluk yaşamıyor değil fakat Satürn Oğlak’ın birinci evine verdiği bu olgun düşünceler nedeniyle pozitif tepkiler almaya çaba sarfediyor.Buradaki Satürn ile kavuşum yapan retro Jupiter ile özgüven eksikliği,içe yönelimden bahsetmemiz de mümkün.Burada dikkat etmemiz gereken asıl konu ise Jupiter/Satürn birlikteliğinin Venüs’e yaptığı Trine.Diana bu ağırbaşlı görünümü neticesinde aşkı bir kraliyet mensubunda buluyor.Yani ,aslında karşı tarafın da tercih nedeni tamamıyla çekingen ve kurallara uygun yapısı olabilir.

Fakat kendi içinde, çekingen tavırlarını aşk ile esnetme ve dünyevi zevkleri bu şekilde ifade etme eğiliminde.Ayrıca, dünyevi değerlere de kıymet verdiğini söyleyebiliriz. İlk olarak ,Venüs’ünün Ay’ına yaptığı kare ile oluşan zararlı enerji ve yine Venüs’ün Uranüs ile yaptığı açılarla duygusal olarak aldatılmanın getirdiği bir dışavurum olarak kraliyet yapısına uyumsuz bir durum sergiliyor.Duygu-durum açısından bu içinden çıkamadığı paradoksta ,Ay-Venüs karesini ve Venüs-Uranüs karesini gösterebiliriz.

Kısacası Diana aşkı bir sanat olarak,dünyevi zevklerin bir doyumu olarak görüyor fakat haritasındaki olumsuz açılar nedeniyle yaşamına bu yönde şekil veremiyor.Charles ve diğer ilişkilerinde aldatıldığında(Güneş -Venüs olumsuz açısı ) ya da başarısızlıkla sonuçlandığında ise içindeki her şeyden bağımsız ben ile tekrar karşılaşıyor.Birnevi aşk üzerinden kendiyle tanışıyor,duygusal isteklerini sorguluyor.

Burada apex’i Venüs(Boğa)olan üçgenin işleyişini açıkça görebiliyoruz.Aldatılma ya da terkedilme -haksızlığa karşı özgürleşme ihtiyacı-başkaldırı arasında süregelen bir enerji akışı mevcut. Satürn’ü birinci evde kabul ettiğimizde Diana’nın kurallarla dolu,gelenekçi hatta yer yer sıkıcı yapıda olduğunu söyleyebiliriz.Bunu yaptığı röpörtajlarda sıkça dile getiriyor.Satürn’ün yöneticisi olduğu Oğlak’ta bulunması özellikle bu etkiyi pekiştiriyor.Yine Jupiter’in burada bulunması ona uzun boy ve kilo alma eğilimi veriyor.Fakat Satürn de burada olduğundan kilo kontrolünü sağlamak amacıyla çaba sarfettiğini görüyoruz. Diana’nın haritasında Venüs’ün beşinci evde Boğa burcunda .Venüs Boğa’nın yöneticisi olması dolayısıyla burada güçlü bir pozisyonda.Bu konum ,aşk ve çocuk kavramları hayatının merkezinde yer alıyor.Flörtöz kişiliğini,aşka aşık yapısını yine bu yerleşim açıklıyor.Aynı zamanda gençlik yıllarında baleye yöneliyor.Fakat, Uranüs ve Mars’tan aldığı açılar ve sekizinci evinin Aslan Burcuyla başlamasıyla, Prenses’in ölümünün tam da bu nedenle , kraliyet kaynaklı olduğunu söyleyebiliriz.Ölüm Uranüs /Mars etkisiyle aniden ve kaza ile birlikte geliyor .

Venüs’üne sekizinci evinden aldığı Plüton etkisiyle evliliğini zorunlu olduğu devam ettirdiği dönemde yaşadığı ilişki nedeniyle, gizlice dinlendiğini devamlı olarak dile getiriyor. Venüs’ünün bu konumu ona moda konusunda öncülük fırsatı sunuyor. Kraliyet ailesinde kraliçe dışında kimsenin parlak ve canlı renkler giymediği o günlerde , yaptığı kıyafet seçimleriyle zevkiyle konuşuluyor. Venüs’ün sekizinci eve yaptığı(Uranüs) olumsuz açılanma neticesinde bu kraliyet ailesinde marijinal bir hareket olarak algılanıyor.Venüs Boğa güçlü etkisini Royal Wedding için yaptığı hacimli gelinlik seçiminde de görüyoruz. Boğa burcu maddesel değerlere ve estetiğe önem veren bir burçtur. Venüs yöneticisi olduğu Boğa’da kendini olabildiğince sanatsal faaliyetler üzerinden ifade etmeyi sever. Diana ‘nın MC noktası Terazi Burcunda ve Terazinin yöneticisi Venüs beşinci evinde. Hak, hukuk, adalet üzerinde yaptığı çalışmalarla da adından oldukça söz ettirdiğini görüyoruz. İnsan hakları konusunda çalışmalarda bulunuyor.MC yöneticisi Venüs’ün konumu itibariyle yaşam süresi boyunca hakkında en çok haber yapılan konu aşk hikayeleri oluyor. Bu da onu hala bu konular üzerinden hatırlamamıza imkan tanıyor. Ayrıca yine MC’nin Ay’a yaptığı Trine neticesinde bağımsız, özgürlükçü kadın imajını da var olduğu zaman diliminde pekiştirip iz bırakıyor. Diana’nın sekizinci evinde Mars bulunduğundan ve Mars’ın yöneticisi olduğu evde olmasından dolayı kazalara açık bir durumda olduğunu biliyoruz. Hamileyken sarayın merdivenlerinden düştüğünü kendi anılarında aktarıyor.

Aynı zamanda ,sekizinci ev (türetilmiş evlere göre eşimizin ikinci evi)eşimizin yaptığı meslek hakkında da ipucu verir.Diana’nın haritasının en yoğun evi olan sekizinci eve baktığımızda Mars(Başak) ve Uranüs(Aslan) temaları neticesinde Charles’ın kraliyet donanmasında havacılık eğitimi aldığını(Royal Airforce College) ve pilot olarak eğitildiğini görüyoruz. Haritanın üçüncü evine baktığımızda Balık Burcu ile başladığını görüyoruz ve Koç Burcu tarafından kesiliyor.Balık Burcunun klasik yöneticisi Jupiter(retro) Diana’nın ikinci evinde.Üçüncü evin asıl yöneticisi Merkür ise Diana’nın yedinci evinde Yengeç Burcunda ve yanık pozisyonda.Ablasının bu evlilikten önce önce Charles ile sözlü olmasının, Diana’ya kraliyet ve evlilik yolunu açtığını biliyoruz.Yine üçüncü evi Koç Burcu ‘nun kesmesi ve onun yöneticisi Mars’ın ,Diana’nın haritasında en büyük rollerden birini oynayan Ay’a karşıtlık yapması karmik bir yapıyı da gösteriyor olabilir. Altıncı evde İkizler semboliğini görüyoruz.Yönetici Merkür ise Güneş ile birlikte yedinci evde konumlanmış durumda ve onuncu evdeki Neptün’le trine açıda.Diana’nın edebiyat,medya,iletişim konularında evlilik yoluyla fırsat elde ettiğini görüyoruz.Elizabeth’ten sonra düğünü televizyonda yayınlanan ikinci kişi oluyor.Evliliği hakkında yazdığı kitap neticesinde, toplum önündeki duruşuyla kadınlara ilham kaynağı oluyor,kendini tam anlamıyla ifade ediyor.

Neptün’ün ikinci evdeki Chiron’a yaptığı Trine neticesinde yaralı şifacı Chiron semboliğini çalışıyor.Özgüvenini aslında bu yöntemle de tamamlamış oluyor. Diana’nın Chiron’u ikinci evde ve Balık burcunda.Chiron’un bu konumu;kimseye güven duymama,sahip olduğu yetenekleri tam anlamıyla kullanamama,başarılarla dolu işlere imza atsa bile kendini yetersiz görme,maddi açıdan yetersiz olma korkusu,özgüven eksikliği kaynaklı sorunlar,fakirlere hastalara ,yaşlılara ya da kimsesiz çocuklara yardım etme ve bu sayede kendi hayatını iyileştirmeye çalışma,şefkat ve merhamet gösterme,kapalı ortamlarda geçen bir ömür,bilinçaltında yaşanan olaylardan dolayı endişe ve korku dolu olma,kendisinden bir şey talep etmeyen insanlar için bile kendini feda etme,gizli düşmanlıklar,değersizlik hissi,ruhsal problemler,suçluluk duygusu gibi eğilimleri olabileceğini gösteriyor.

Diana’nın sentez burcu Hava + Sabit niteliklere sahip Kova burcu olduğunu görüyoruz.

Özgünlüğü ,özgür olma tutkusu ön planda.

Gölge burcunda ise Ateş+Değişken=Yay var.

Diana’nın haritası ateşin atılgan,girişken özellikleri daha az taşımakta.Kendini net ifade edemeyişini,bilinçaltında yatan arzularının sebebiyle bu göstergeyi bağdaştırabiliriz. Özgürlük ,girişimcilik ,genişleme,farklı kültürler,yerler,felsefeler deneyimleme,uzaktakine de ulaşabilme tutkusunu seçtiği eş üzerinden deneyimleme isteğini buradan da görebiliriz.Gölge burcumuz bizi aslında yaşamımızda olmayanla tamamlamak,eksik parçamızı tamamlamak ile görevlidir.

KARMA VE DHARMA YAŞAMLARI NASIL ŞEKİLLENDİRİR?

Dharma; evrenin değişmez kanunlarına ve adaletine verilen isimdir. Başka bir deyişle orta yoldur. Evrenin ve insanın bir dharması vardır.İnsanın kendi dharmasına “Svadharma” denir. Olması gereken orta yoldan sapmalar olunca dharmadan uzaklaşılır ve bu bazı olumsuzluklara neden olur. 

Dharma’nın dışına çıkınca karmalar oluşur. Karmik yasa; etki-tepki yani nedensellik yasasıdır. Doğada fiziksel etki-tepki prensipleri nasıl  geçerliyse, insan da doğanın bir parçası olduğundan; bu kural onun için de geçerlidir. İnsan da doğal düzene tabidir. Günümüz insanının en büyük yanılgısı, kendisini doğadan ayrı görmesi, onun yasalarına karşı gelmesi ve tüm doğanın insanlığın hizmetinde yönetilebilen bir şey olduğunu düşünmesidir. Bunun böyle olmadığı, en basit bir örnekle yaşanan doğal felaketlerle görülebilir. İnsanlık bu düşüncesinden dolayı doğayla adeta savaşarak, kendi yaşadığı yerin sonunu hazırlamaktadır. 

Karmayı anlamak için, düşüncelerin somut şeyler olduğunun farkına varmamız gerekir. İlk evren maddeden değil, kozmik şuurdan oluşmuştur. Madde, düşünce gücüne insanların fark ettiğinden daha fazla karşılık verir. Çünkü irade gücü enerjiyi yönetir, enerji de karşılığında maddeye tesir eder. Madde gerçekten enerjidir. İrade ne kadar güçlü olursa, enerjinin kuvveti o kadar büyük olur ve sonuç olarak enerjinin maddesel olaylar üzerindeki etkisi de o oranda büyük olur. Bir eylem, eylemin arkasındaki enerji tipine ve gücüne tam olarak karşılık veren bir tepkiyi evrenden davet eder. Enerji , manyetik bir alan oluşturur. Bu manyetik alan, eylemin sonuçlarını kendine çeker. 

Ego şuuru, bir kişinin hareketlerinin, kendisi için kişisel sonuçları olacağını garantiler. Eğer çabuk sonuçlar almak için bir düşünceye veya eyleme neden olan irade gücü yeteri kadar güçlü değilse ya da hamlesi birbirine zıt diğer enerjiler tarafından engellenirse, bu sonuçlar gecikebilir. Bununla birlikte er ya da geç bedenin olsun, düşüncenin olsun ya da arzunun olsun; hareketin son tepkimesini biçmesi gerekir. Bu, kendini tamamlayan bir çember gibidir. Zaman unsurundan dolayı tepkileri alması gecikebilir. Birey, bir takım güçler yayar, bu güçler evrende bazı direnç katmanlarına çarparak bireye geri yansır. Bazıları çevrenin etkisiyle geciktirilir, bazıları diğer kuvvetlerle karışır ve etkisizleşir veya bir şekilde yönünü değiştirir; fakat sonuçta öyle ya da böyle bireye ulaşır. 

İnsan sadece karmanın belirlediğini yaşamaz; sürekli kendisi de karma oluşturduğundan; geleceğinin büyük kısmının henüz şekillenmediği ve belli olmadığı söylenebilir.

İnsanlar nadiren kendi hareketlerinin kötü olduğunu düşünürler. Yaptıkları ne olursa olsun, onlara iyi niyetli gibi görünür. Eğer diğerlerine ve böylece varlıklarının daha derin seviyesinde uyumsuzluk yaratırlarsa; bu uyumsuzluk dalgaları uyumsuzluk şeklinde kendilerine geri dönecektir. Her hareket, her düşünce karşılığında oluşan ödüllerini biçer. İnsanın acı çekmesi, Tanrı’nın insanoğluna olan öfkesinin işareti ya da Tanrı’nın insanlar için önceden hazırladığı bir senaryo değildir. Acının, insanoğlunun ilahi yasa yani dharma hakkındaki bilgisizliğinin bir işareti olduğunu söylemek daha doğru olur. Yasa, işleyişinde sonsuza dek şaşmaz.

Eğer mutsuz isek; bu sadece mutsuzluk ektiğimiz anlamına gelir. Başka kimse bizim için mutsuzluk yaratmaz. Elbette ekmekle biçmek arasında bir boşluk vardır ve bu boşluk nedeniyle başka birinin sorumlu olduğunu düşünürüz ya da başımıza gelenlerin nedenini bir türlü anlayamayız. Bu boşluk bizi yanıltır. Geçmişte kendimizin ne yaptığımız hakkında hiç bir fikrimiz yoktur ve aniden birşey biçmemiz gerektiğinde ve bunu nereden geldiğinin anlayamadığımızda doğal olarak dışarıda bir neden aramaya başlarız. Eğer bir neden bulamazsak birşey icat ederiz. Fakat tüm karma teorisi budur yani ne ekersek onu biçeriz.

Yaşamımızın tüm sorumluluğunu üzerimize almamız gerekir. Başlangıçta “Bu cehennemin nedeni benim” düşüncesini kabul etmek zordur. Fakat bu kabul edilirse çok geçmeden bu değişim kapılarını açmaya başlar ve kendi cehennemimizi yaratabiliyorsak,cennetimizi de yaratabileceğimizin farkına varırız. Sorumluluk özgürlük getirir, yaratıcılık getirir. Her ne isek bunu kendimizin yarattığını gördüğümüz an, tüm dış nedenlerden ve şartlardan kurtulmaya başlarız.

Bireysel karmalar olduğu gibi toplumsal karmalar da vardır. Fiziksel ya da zihinsel olsun, bir birey ya da bir grup, bir millet ya da milletler grubu tarafından yapılmış olsun, karma eylemdir. Bir bireyin kitle karmasından etkilenip etkilenmemesi kendisinin bireysel karma gücüne bağlıdır. Örneğin, düşen bir uçakta ölenlerin hepsinin ölmelerini gerektiren karmaların olması gerekmez. Bu felakette sadece çoğunluğun karması, yaşayacak azınlıktan daha güçlü olmuş olabilir. Öte yandan yaşamak için yeteri kadar güçlü karması olanlar , ya düşme anında ya da ilk etapta bu uçağa binmekten alıkonarak kurtulabilirler. Ulus karması, insanların bir bütün olarak kozmik yasalarla uyum sağlama derecesine bağlıdır. 

Karma, ceza kavramıyla çoğu kez karıştırılmaktadır. Karma ceza değil, sadece harekettir. Hareket birçok şekillerde olabilir. Doğuştan, iyi,kötü, ya da iyiyle kötü arasında geçiş olarak hizmet veren nötr hareket olabilir. Evrenin kendisi Hindu kitaplarına göre üç niteliğin bir karışımıdır; iyi, harekete geçirici ve kötü. Sattwa guna denilen iyi nitelik, şuuru Tanrı’daki kaynağına doğru yükseltir. Harekete geçirici, rajas veya raja guna, mutlaka harekete geçirici olmasa da insanları ego yararına olan harekete doğru iter. Kötü gunaya ise tamas denir. Kötüdür çünkü anlayışı karartır. 

İnsanoğlu dünyasaldır. Kişisel kazanç için hareket ederler. Çok az insan bunu diğerlerini incitme isteği ile yapar; çok az insan gerçekten kötüdür. 

İstemeyerek, yani yanlış olduğunun farkına varmadan yaptığımız hareketler yasanın dışında değildir. Cehalet, yasayı değiştirmez. Eğer bir kişi arabasını dalgın bir şekilde ağaca sürerse, sonrasında gelen yaralar, sırf onun dalgın olmasından ötürü daha az olamaz.

Cehennem ve cennet sanıldığı gibi yukarılarda değil, burada bizim yanıbaşımızdadır.

Kötü karmadan kaçmanın yolu sanıldığı gibi hareketsizlik değildir. Bizim kötü karmalarımıza neden olan şey zihnimizin bize oynadığı oyunlar yani kama manas’tır. Dizginleri ele alarak, zihnimizdeki düşünceleri kontrol altına almamız gerekir. Arzularımızı özellikle dünyasal arzularımızı frenlememiz şarttır. Arzuların hepsi kötü değildir, iyi olan şeyleri arzulamak kötü karmalar yaratmaz; burada önemli husus orta yolu bulmaktır. Arzuları hırs haline getirmemelidir. Çünkü bu şekilde oluşturulan her enerji bize geri dönmek zorundadır. Bu arzularımızı geçekleştirebileceğimiz tek yer dünya olduğundan; bu arzular yani karmalar bizi dünyasal plana geri çeker. Böylece ölümden sonra tekrar dünyasal plana enkarne olma sağlanmış olur. Bu şekilde de reenkarnasyon zinciri başlar. Çünkü tüm karmanın ya da etkilerin tüm tepkilerinin bir ömürde tamamlanması imkansızdır.

İnsanların farklı kültürlere doğması, farklı şanslara sahip olması, bedenlerinin farklı ya da eksik olması, zengin ya da fakir doğmaları, aptal ya da akıllı olmaları gibi şeyler eğer nedensiz olsaydı; o zaman dharmanın adil bir yasa olduğundan söz edilebilir miydi? Ama bir neden vardır ve şu an ne olduğumuz, geçmişin çeşitli zamanlarında oluşan hareketlerimizin sonucudur. Zaten farklı imkanlara sahip iki kişi adil olarak yargılanamaz. 

Ruhsal yanımızda ölümsüzüz ama kişiliklerimizdeki kusurların hepsi silininceye ve de gerçekten erdemli bir insan oluncaya kadar bu ölümsüzlük şuurunu geri isteyemeyiz. Kendi üstümüzde çalışmak, saklı şekil kendini tüm kusursuzluğu içinde gösterinceye kadar bir heykel üstündeki taşı tıraşlayıp cilalamaya benzer. 

Ego, fiziksel bedeni şekillendirir. Bu fiziksel doğumun sonucu değil, nedenidir. Ego, fiziksel ölümden sonra alıkonan astral bedenin bir unsurudur. Fiziksel beden sadece egonun maddesel dünya içindeki yansımasıdır. Yalnızca ölmek gibi basit bir eylemle Tanrı’ya erişilemez. Ölmek kolaydır, kendimiz isteyerek bile gerçekleştirebiliriz. Ayrıca kendimizi öldürmemiz, yapmamız gereken sınavdan kaçmaktır; böylece sınavı uzatmış oluruz. Ancak ruhun sonsuzluğa geri karışıp birleşebileceği yüksek şuur seviyesine erişmek çok zordur. Ölümsüz olan birey tarafımız, Tanrı’nın bir parçasıdır ve biz kendimiz yeterince temiz olana dek tekrar onun bir parçası olamayız. 

Herkesin ruhsal tekamül derecesi farklıdır. Evrendeki ruh sayısı değişmez ve herkes kendi karmasını karşılayabileceği uygun zamanda dünyasal plana geri gelir. Buradaki dünyasal plan kavramı sadece bu yaşadığımız dünya da olmayabilir. Aslında ruh varlığı mükemmeldir , insanın astral plana beraberinde götürdüğü ego şuurudur. İnsanın ölünce astral planda ne kadar kalacağı belli değildir. Gelmesi uygun olan dönemi bekler. Evrende her şey titreşimden oluşmuştur ve astral planda da değişik titreşim seviyeleri vardır. Eğer insan iyi işler yapmışsa ve karması çok değilse; o zaman yüksek titreşimli yüksek astral planlara gider ve orada zamanını bekler. Astral plan süptil bir maddeden oluşur ve zihnimizde ne varsa orada onun şekillenmesi çok kolaydır. Bu nedenle kötü karması olanlar düşük titreşimli düşük planlarda kalırlar ve kafalarında dolanan tüm kötü şeylerle karşılaşırlar.  

Bu planlar sanıldığı gibi yukarıda ya da aşağıda değildir. Onlar bizim yanımızdadır. Bunlar, fiziksel vizyonumuzun tam arkasındadır. Bir kişinin astral planda ne kadar uzun kalacağı, dünyada ne kadar iyi yaşadığına bağlıdır. İyi karması olanlar orada uzun asırlar kalabilir. Öte yandan aydınlanma arzusu ile teşvik edilenler, ruhsal çabalarına devam etmek üzere dünyaya en kısa zamanda geri dönmeyi isterler. Çünkü onlar, astral dünyanın aslında Tanrı’nın ardına sakladığı bir peçe olduğunu bilirler. 

Fiziksel düşünce anında, esirde bir ışık parlaması olur. Fiziksel yeniden doğuşu bekleyen diğer dünyadaki ruh varlıkları, bu ışığın titreşimleri kendilerininkine uygun olduğu zaman hızla ona doğru giderler. Böylece yeniden doğuş gerçekleşir. İyi kişiler her zaman iyi ailelere doğmayabilir. Bu durum; kişinin karşılamak zorunda olduğu karmasının niteliklerine bağlıdır. Ya da avatar olanlar gibi, sadece bazı görevleri yerine getirmek için iyi olmayan ortamlara doğanlar da vardır. 

Geçmiş enkarnasyonlarımızı hatırlamamamızın sebebi; hafızamızın kama manas’ta tutuluyor olmasından ileri gelir. Bu durum mitolojide, yeniden doğacak kişilerin “Lethe ırmağı”nda yıkanarak eski hayatlarını unutması ile sembolleştirilir. Kama manas, bizim ölen kişilik tarafımızdadır. Eğer birşeyleri iyi yaparak bunu içselleştirebilirsek, o zaman geçmiş tecrübelerimizi geleceğe taşımamız mümkün olur. Evrim süreci kaçınılmazdır ve herkes sonunda Tanrısallığı şu veya bu şekilde yakalayacaktır. Farklılık zamandan ileri gelir. Reenkarnasyon zincirinin kırabilmek ve bu dünyadaki acılara sürekli maruz kalmamak için kendimizi geliştirmeli ve evrim sürecimizi hızlandırmalıyız. Zihnimizi kontrol etmeye başladığımızda; bu durumunu ödülü sadece bu dünyada değil; fiziksel ölüm sonrasındaki astral planda da gelecektir. 

Karmadan kaçmanın yolu hareketsizlik değildir. Tam aksine hayatın içine dalmalıyız. Ama erdemli bir şekilde ve orta yolda ilerlemek şartıyla. Orta yoldan her sapma bizde kötü bir karma oluşturacak ve reenkarnasyon zincirimizin uzamasına sebep olacaktır. 

Bhagavad-Gita’da Krishna; hareketten kaçınarak kimsenin karmadan kaçamayacağını öğretir. Ama bu arada karmadan kaçmak için önemli bir metod da verir. Metodun tavsiye ettiği nishkam karma dır.Yani hareket meyveleri için arzusuz hareket yani arzu olmadan harekettir. Hareket ederken aslında hareket edenin biz değil de Tanrı olduğunu düşünürsek, hata yapmamız zorlaşır. Çünkü biz de Tanrı’nın bir parçasını taşıyoruz, aynı zamanda da dharmanın bir parçasıyız. Arzusuz hareket edince birçok insan otomatikleşeceğini, yaşama karşı ilgi duymayacağını düşünür. Ama tersine hayatı sınırsız şekilde daha ilginç bulurlar. Arzusuzluk motivasyon çalmaz.

Eylem hakkında Krishna şöyle demektedir:

“ İnsan eylemsizlik özgürlüğüne hiçbir şey yapmadan ulaşamaz, sırf herşeyden vazgeçmekle yüce olgunluğa erişmez. Çünkü insan bir an bile eylemsiz duramaz. Doğanın güçleri herkesi çaresiz bir biçimde eyleme iter. Kendini eylemlerden çeken ama gönlünde durmadan o eylemlerin zevklerini canlandıran kişi kendini aldatmaktadır, o kişi yolun sahte yolcusudur. Hiç bir şeye köle olmadan , zihnin güçlerini uyum içinde tutarak Karma Yoga ( Doğru Eylem) yolunda, kutlu işler yolunda yürüyen kişi ne büyüktür. Eylem, eylemsizlikten daha iyidir, onun için hayatta ödevini yap. Dahası eylem olmazsa beden de canlı kalmaz. Dünya eylemin esiri olur, eğer eylem kutlu olmazsa. Eylemlerin saf ve arzuların kementine takılmamış olsun.” 

MAYIS AYI GÖKYÜZÜ GÜNDEMİ:KARMİK ETKİLER

Yoğun gökyüzü gündeminin yaşamlarımızdaki tezahürlerini deneyimlediğimiz Mart ve Nisan Ayları sonrası; bizi biraz daha rahatlatacak ,bakış açımıza çeşitlilikler ekleyecek bir aya giriş yapıyoruz.

5 MAYIS MERKÜR /GÜNEŞ’İN KALBİNDE :

Merkür belirli periyodlarla Güneş ile aynı dereceye gelir.Bu görünümün gerçekleştiği gündeki saat aralıkları gezegensel enerjilerin en yoğun hissedildiği zaman dilimleridir.5 Mayıs gününün başladığı gece saatlerinden ,sabah saat 10.21’e kadar Merkür bu konumda olacak ve 15° ‘de Güneş ile bir arada hareket edecek.

Merkür temelde iletişim faaliyetlerimizi yöneten gezegendir.Bu birleşimin astrolojik olarak değerli olan kısmı ise dilemek ve evrenle iletişim kurmak adına önemli bir fırsat sunmasıdır.Bu zaman diliminde,zihninizden geçenlere dikkat etmelisiniz zira gerçekleşme potansiyeli oldukça yüksektir.Kontrollü bir şekilde odaklanmak ve meditatif çalışmalar yapmak için de ideal bir zamandır.

5 MAYIS AY DÜĞÜMLERİ BURÇ DEĞİŞTİRİYOR :

Ay düğümleri 5 Mayıs’ta Yengeç -Oğlak aksından ,İkizler-Yay aksına hareket edecek ve yeni bir buçuk yıl süren yeni bir serüven başlatacaklar.Kuzey ay düğümü yaşamımızda gitmemiz gereken,tekamül sürecimizi tamamlayacağımız yolu gösterir.Güney ay düğümü ise doğuştan getirdiğimiz yeteneklerimiz,onların çerçevesinde gelişen alışkanlıklarımız kısacası bildiklerimiz ve yapageldiklerimizdir.Ay düğümleri birebir ruhsal gelişimimizle ilgilidir.Ay düğümlerinin geçeceği aks neticesinde alacağımız etkiler doğum haritalarımızda İkizler ve Yay burcunun bulunduğu konum itibariyle belirlenir.Yıl boyunca tutulmaları bu alanlarda deneyimleriz.

İkizler-Yay aksı bize doğrudan değişimi anlatır.Düşünsel faaliyetler,eğitim,inanç sistemleri bu aksın ana temasıdır.Yay’ın uzun zamandan beri deneyimlediğimiz (hayatımızın herhangi bir alanında)araştırmacı,öğrenmeye fazlasıyla istekli yanını artık öğrendiklerimizle pratiğe dökeceğiz.Yaşamdaki amacımız ,neden varolduğumuz gibi soruların cevabını pratik ettiklerimizle daha çok alabileceğiz.Fanatizm ve yargılıyıcı tavırlarımızı bir kenara bırakacağız.Kendimizi doğru ifade etmek adına daha fazla çaba harcayacağız.

Zihin dağılmaları,kafa karışıklıkları,odaklanma sorunları yaşayabiliriz.Yakın çevre ilişkilerimizin daha çok gelişeceği bu dönemde ,uzak mesafe bağlantılarımız zayıflayabilir.İkizler burcu elller ve solunum sistemini de temsil ettiğinden bu bölgelerle ilgili rahatsızlıklara daha fazla rastlanan bir dönem olacaktır.Yayıncılık işiyle uğraşanların harekete geçmesi adına ideal bir dönem olabilir.

Yay,İkizler,Balık Buçlarında Güneş,yükselen veya gezegen yerleşimi olanlar daha fazla etki alacaklardır.

7 MAYIS AKREP BURCU DOLUNAYI :

7 Mayıs günü saat 13.45’te 17° Akrep Burcu’nda bir dolunay meydana gelecek.Anın yükseleninde Başak burcunu görüyoruz.23 Nisan’da Boğa Burcu’nda yaşadığımız Yeniay’ın tamamlayıcısı niteliğinde olan bu Dolunay, başladığımız konuları sonuçlandırma dönemi olacaktır.

Dolunaylar güçlü enerjiler barındırır.Bu enerjilerden ruhsal,bedensel,zihinsel olarak etkiler alırız.Bizler için güçlü dönüşüm dönemleridir.

Akrep Burcu Zodyak’ta sekizinci evin yöneticisidir ve Mars /Plüton birlikteliğiyle yönetilir.Geçtiğimiz Yeniay ise ikinci evin yönetiminde gerçekleşmişti.Zodyakta iki ve sekiz aksı maddi konuları anlatır.Her türlü finansal konular,maddi/manevi güvenlik arayışları,dünyasal değerler,kişisel üretim kaynakları,hisseli paralar,vergiler,nafakalar bu Dolunay’ın gündeminde olacaktır.

Akrep aynı zamanda sonuçlanma,ölüm ,bitiş ,yeniden doğuş ve dönüşüm enerjilerini de barındırır.Şifa ve sağlıkla yakından ilgilidir.

Dolunay döngüsünde bitmesi,dönüşmesi gereken olaylara odaklanırız.Çevremizde bedensel ölüm gibi sonuçlara da ulaşabileceği gibi benliğimizde fikirsel bitişleri de getirebilir.Yine Dolunay döngüsüyle beraber diyet,detox,bilinçaltı temizliği,terapi için oldukça uygun bir süreç başlamış olacak.Bu konularla ilgili yeni kararlar alabilir,aldığımız kararlara uygun hareket edebiliriz.

Akrep su grubunun sabitidir.Derin enerjilere sahip olacağımız,araştırma isteğimizin tavan yaptığı ,bilinmeyeni bilmek istediğimiz bir dönem olabilir.

Güneşiniz,yükselen burcunuz veya herhangi bir kişisel gezegeniniz 17° civarında Akrep,Boğa,Aslan ‘da bulunuyorsa bu 7-22 Mayıs arasında etkili olacak Dolunay sürecinden direkt etkiler alabilirsiniz.

Dolunay döngüsüne Türkiye haritasını baz alarak baktığımızda ;haritanın beşinci evinde gerçekleştiğini görüyoruz.Güneş ve Merkür kavuşumdayken Ay’a karşıtlık yapıyor.

Özellikle Merkür Ay karşıtlığı nedeniyle eğitim-öğretim,seyahat,iletişim,bilgi paylaşımı,zihinsel süreçler ön plana çıkıyor.Bu konulardaki memnuniyetsizlikler ve bu nedenle oluşacak karışıklıklar,sınırlamalar,sorunlar gündemin üst sıralarında olabilir.Yükselendeki Başak nedeniyle netlik,düzen konusunda ısrarcı davrabiliriz.Yönetici gezegen Mars’ın dik açısı nedeniyle bilgi paylaşımı nedeniyle fikir çatışmaları görülebilir.Uluslarası platformda da gerilimli ortamlara şahit olabiliriz. çocuklara yönelik taciz, şiddet ve hayvanlara yönelik saldırılar canımızı sıkabilir.Aynı zamanda döviz kurundaki hızlı yukselişe şahit olabiliriz.

Yine Neptün’ün olumsuz açısı bazı konularda beklentilerin karşılıksız kalması ,ertelenmesi ve gerçekçi olmamız gerektiğinin altını çizebilir.Ekonomik doğrultuda yeni düzenlemelere gidilebilir.

Yine Dolunayın beşinci evdeki Venüs ile kavuşum halinde olması, başta çocuklar ve yaşlılar olmak üzere halkın sosyalleşebileceği bazı mekanların kontrollü bir şekilde tekrar kullanıma açılabilceğini gösteriyor olabilir.

Akrep aynı zamanda parasal konuları temsil eder.23 Nisan civarı Uranüs etkisiyle gerçekleşen Yeniay’ın etkilerini piyasalardaki yükselişi tetikledi.Bu dönemde yaptığımız yatırımların sonuçlarını görebiliriz.Bankalar, bu dolunay döngüsünden zorlu etkiler alabilirler.Yine Venüs Retrosu’na çok yakın olduğumuzdan (gölgeli günler) yatırım planlarınızı daha sonraki döneme ertelemeniz,finansal olarak kontrollü davranmanız yararınıza olacaktır.

11 MAYIS SATÜRN RETROSU BAŞLIYOR :

Satürn ağır hareket eden bir gezegen olduğundan, her yıl yüz otuz gün kadar retro hareket etmektedir. Bu yıl 11 Mayıs’ta 01 °57″ ‘de Kova’da başlayacağı retro hareketine 25°20 Oğlak’ta son verecek.

NE GETİREBİLİR?

Hayır diyemediğimiz her sorumluluk bu dönem karşımıza çıkabilir.

Karmanın lordudur, geçmişteki iyi veya kötü tüm eylemlerin cevabını alabileceğimiz dönemdir.
Devlet ile ilgili işler, mahkemelerle ilgili konularda sorunlar yaşatabilir.

Kendimizi yetersiz ve yalnız hissedebiliriz.

İstikrarırımız bozulabilir. 

Alışkanlıkları kırmakta güçlük çekebiliriz.

Güven problemlerinin yaşanması, kendimize güvenimizin azalması söz konusu olabilir.

Daralmış ve kısıtlanmış hissedebilir adeta mutlu olamama durumu gelişebilir.

 “Hayır” diyemediğimiz için gereğinden fazla sorumluluk alabiliriz.  Her şeye karşı mesafeli olma durumu gösterebiliriz


Satürn, kuralcı bir öğretmendir, önünüze çıkan sorunları çözüp ders almanızı ve olgunlaşmanızı ister.
Hayatin sunduğu mükemmel fırsatlarla bu dönem karşılaşabileceğimiz gibi,ters bir rüzgara da esebilir. Her detay dikkatlice incelenmelidir.

12 MAYIS MERKÜR İKİZLER BURCUNDA :

12 Mayıs’ta yöneticisi olduğu İkizler Burcu seyahatine başlayacak olan Merkür,burada güçlüdür çünkü yönetici olduğu pozisyondadır.Sosyal hayatın belirli sınırlar içerisinde artacağı,zihinsel faaliyetlerin hız kazanacağı,bilgi ve öğrenme için enerji harcayacağımız bir zaman diliminde olacağız.Vaktimizi boşa harcamak yerine,kendimizi geliştirmek ve öğrenmek adına harekete geçebiliriz.Özellikle edebiyatla uğraşanlar için verimli bir dönem olacaktır.

13 MAYIS MARS BALIK BURCUNDA :

Kişinin arzularını yerine getirme gücünü ifade eden Mars, cesaret, macera, bağımsızlık ve girişimciliği temsil eder. Mars balık burcunda bu güçlerinden taviz vermek durumunda kalacaktır. Nihai hedefi dünyaya ruhsallığı getirmek olan Balık Burcu’nda empati, sezgiler, şevkat ve merhamet arzularını harekete geçirecektir.Teslimiyet arzumuzun ön plana çıkacağı bu süreçte ,toplumsal ve bireysel olarak duygularımızı daha yaratıcı,sanatsal bir biçimde dışa vurabiliriz.

Mars Balık Burcu’nda seyir halindeyken bilincin derin katmanlarını açıp, olumsuz durumlarla karşılaşınca verdiğimiz tepkileri dönüştürmeye çalışır. Çağın öfkeyi gerçek sanan ihtiyacını, şevkatle dönüşüme sokar Bilincin derin katmanlarında yer alan özdeşlik, ruhsal bütünlük, empatiyi tetikler. Balık Burcu Mars’ın hızını düşürürken, olumsuz olaylarla karşılaşınca ani tepkiler vermek yerine “Buna sebep olan nedir?” ya da “Bunun benim üzerimde nasıl bir etkisi var?” sorularını cevaplayacak metaneti geliştirir. İlkel güdülerimizin tehlike olarak algılayıp tepki verdiği olayları gözden geçirip düzenlemek için imkanlar geliştirir.

13 MAYIS VENÜS RETROSU :

Venüs aşk,güzellik,moda,barış,finans,dünyevi zevkler gibi konuların temsilcisidir.Bir buçuk yılda bir kere 42 gün kadar Retro hareket yapmaktadır.Bu Venüs Retro’su süresince özellikle 2012 yılına ait konular tekrar masaya yatırabilir.Zira Venüs en son 2012’de İkizler Burcu’nda retro yapmıştı.Venüs ikizlerde peregrindir. Ayrıca küresel çapta baktığımızda,ABD için ekonomik olarak buhranlı günlerin başladığını görebiliriz.

NE GETİREBİLİR ?

Sorunlu giden ya da bitirmeyi kabul edemediğimiz ilişki/evlilik bir anda bitebilir.


Kilo alımına dikkat edilmelidir.Bu dönemde yemek yeme ihtiyacımız artar.


Evlilik, nişan tarihlerine ekstra dikkat edilmesi gereken dönemdir.Bu dönemde uzun süreli bir bağ kurulamayacağı gibi aldatma ile bitmesi de olasıdır.


Estetik vb. uygulamalar için uygun dönemler değildir.Yara iyileşmesi geç olacak ya da çıkan sonuç memnuniyet vermeyecektir.


Hamilelik için riskli zamanlardır, düşüklerin en fazla yaşandığı dönemdir.
Pahalı eşyalar almak için beklenmelidir.


Para ile ilgili sıkıntılar yaşanabilecek dönemlerdir.

14 MAYIS JUPİTER RETROSU :

Bir buçuk yılda bir yüz yirmi gün kadar retro yapar.Merhamet, büyüme, öğrenme, geliştirme, inanç, şans, ilham, ticaret, bereket gibi konuları temsil eder.Bumerang etkisi  demektir.Birnevi ne ekildiyse onun biçileceği karmik dönemledir.Haritada düştüğü eve şans getiren Jupiter, retroda olduğu zaman o evin ilgi alanına zarar verir.

NE GETİREBİLİR ?

Yarım kalmış eğitimlere devam edilebilir.


Ekonomide küçülmeler yaşanır, ticareti kötü etkileyebilir.

Yaratıcılık gerektiren işlerde zorluklar yaşatabilir.

İnanç sisteminde sorgulatmalar yaşatabilir.


22 MAYIS İKİZLER BURCUNDA YENİAY :

5 Mayıs’ta İkizler -Yay aksına geçen Ay düğümleri çizdikleri yolda ilerlememiz adına bizlere fırsatlar sunacak.Neptün ve Mars’ın yaptıkları kare açılar nedeniyle, bilginin çarpıtılması, yalan-yanlış haber aktarımları görülebilir. Duyduklarımızı temellendirmeden inanmamamız gereken bir dönemde olacağız. Neptün’ün bu kare açısını kreatif işler ortaya koymak adına kullanabiliriz.Yine Merkür -Venüs kavuşumu nedeniyle bireysel yaşamlarımızda yeni başlangıçlar için fırsatlarla karşılaşabilir ,haberler alabiliriz.Kişisel zevklerimizi anlatmak,dile getimek adına daha çok çaba sarfedebiliriz.Yeni başlangıçlar için fırsatlarla karşılaşmamız halinde, Venüs’ün retro konumda olduğunu unutmamalıyız.


GÜNLERE GÖRE GÖK OLAYLARI

04 Mayıs     : Dünya Uzay Günü
05 Mayıs     : Eta Aquarid Meteor Yağmuru (saatte yaklaşık 30 adet)
06 Mayıs     : Ay enberi konumunda (359 656 km)
07 Mayıs     : Ay dolunay evresinde
16 Mayıs     : Ay sondördün evresinde
18 Mayıs     : Ay enöte konumunda (405 584 km)
22 Mayıs     : Ay yeniay evresinde
                     Merkür – Venüs yakınlaşması (0.9 derece)
30 Mayıs     : Ay ilkdördün evresinde

REZONANSIN İNSAN BİLİNCİNE ETKİLERİ & ASTROLOJİK YAKLAŞIMLAR

SCHUMAN REZONANSI VE İNSAN BİLİNCİ ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ :

Evrendeki her şey bir şekilde enerji yayar. Bedenimiz ise alıcı ve verici olarak bu enerjileri duyumsar.

Yeryüzünde; enerjinin, elektrik faaliyetlerinin ölçüldüğü frekans aralıkları her yeri kapsar ve bedene nüfuz eder. Bilimsel verilere baktığımızda, İyonosfer katmanının, saniyede yaklaşık 9.5 Hertz’lik frekansa sahip olduğunu ve bedenlerimizin 6.8 ve 9.5 arasında titreştiğini görürüz. İskelet ve iç organların uyumu yaklaşık 8 ila 9 Hertz hızındadır ki bu, bedenimizin içinde yaşadığımız gezegenle eş zamanlı hareket ettiğini gösterir. Dünya’daki enerji alışverişi, manyetik alan, bedenler ve çevresel (doğa olayları, Güneş, Ay) faktörler arasındaki frekans bağı nedeniyle saniyenin yetmişte biri kadar hızla gerçekleşir. Gezegenle aynı şekilde frekans değiştirdiğimiz için, genellikle farkında olmadan çevreden etkilenme, çevreyi etkileme ve davranışlarımızda değişiklikler yaşarız.

Dünya’mızın frekansı hızla artmaktadır. Yakın geçmişte en düşük 7.5 civarındayken şimdilerde 9.5 Hertz civarında seyretmektedir.

İlk defa fizikçi Winfried Otto Schumann tarafından açıklanan, İyonosfer’deki (küresel elektromanyetik alan) titreşimsel “Schumann Rezonans” alanının frekans aralıklarının yükselmiş olması, Akustik Rezonans Yasası gereği, rezonans alanı içinde yaşayan tüm canlıları etkileyerek, onların beyinsel frekanslarını da yükseltmektedir. İnsan beyni, içinde bulunulan duruma göre belli frekanslarda titreşir.

Zihnin; öğrenme, anlama ve idrak için zorlandığında GAMA (30 – 60 Hertz),

Aktif ve tetikte olduğu zamanlarda BETA (14 – 30 Hertz),

Derin düşünce ve hayal durumunda ALFA (7 – 13Hertz),

Uyuklama, uyku başladığında TETA (3.5 – 7 Hertz),

Derin uykuda DELTA (0.5- 3.5Hertz)

frekanslarında titreşip, dalga yayarken aynı zamanda da veri toplar. Beyin, bu farklı durumlarda, olayları farklı deneyimler. Etkiler, zihinde, bedende ve çevre üzerinde hissedilir. Rezonansın yükselmesiyle, tüm canlılar uyku halinden uyanarak bilinçli hale gelirler. Uyanış; yeni nesillerde DNA değişimleri, genetik mutasyonlar, organik rahatsızlıklar, uykusuzluk ve nedensiz yorgunluklar olarak bedenlerde kendini gösterirken, zihinsel aktivitelerin artması, bilinç yükselmeleri, rüyalarda renklenme, düşüncelerde senkron ve inanç açılımlarıyla ruhsal büyümeyi de beraberinde getirir. Onda fazla, bunda az gibi ayrımsal düşünceye yer olmaz, yükseliş her şeyi kapsar. Fark, farkındalık ve değerlendirmededir.

Bilinmelidir ki her zihin, bilinçli bilinçsiz neyi varsa, iyi kötü, güzel çirkin hepsini yaymaktadır. Düşünce, enerjiyle yayılır ve anda senkron olunabilen ne varsa ortak paylaşımdadır. Bu da kolektif bilinci oluşturur.

*Rezonans yükseldiğinde bireysel dönüşümünü gerçekleştirmeyen, eskiye, eskimişe sımsıkı yapışmış bireyi evren değişime mecbur tutar. Vazgeçmediğini, bırakamadığını dönüştürmek adına var gücüyle çalışır.Farkındalığı -hangi şekilde olursa olsun- kazanan birey harekete geçmek,uyanmak durumunda kalır.

İçinde bulunduğumuz Plüton Retro’su dönüşüm için en uygun zaman dilimlerinden biridir.Bu zaman diliminde evren tarafından bireye kendiyle yüzleşmesi ve tekrar tanışması adına birçok fırsat sunulur.Birey bunu doğru değerlendirdiği taktirde büyük bir dönüşüme imza atabilir.

PERCY SEYMOUR MANYETOASTROLOJİ TEORİSİ :

İnsanlık tarihinin başlangıcından beri yıldızlarla ilgilenenler Dünya üzerindeki yaşamın diğer planetler tarfından nasıl etkilere maruz kaldığını anlamaya çalışmışlardır.21.Yüzyılda astrolojinin ne şekilde çalıştığını açıklayan fiziksel mekanizma arayışı artık sonlarına yaklaşılmaktadır.Astrolojinin Neo-Rönesans dönemini yaşadığı düşünülen zamanımızda Percy Seymour adındaki bir İngiliz gökbilimci ,Güneş sistemini gezegen alanlarının ve rezonansların grift bir ağı şeklinde tanımladığı teorisinde astral etkileri araştırmıştır.

Astrofizik ve Kozmik Manyetizma alanında otorite olan Seymour;Güneş,Ay ve diğer planetlerin etkilerini manyetik sinyaller aracılığıyla bize ilettiğini ifade etmektedir.Evrenin her yerinde mevcut olan manyetizmanın ,tüm dünya üzerinde insanlar da dahil olmak üzere birçok sayıda canlının biyolojik döngülerini etkilediği bilinmektedir.Seymour’un çok bağlantılı teorisi ,gezegenlerin Güneş’teki gazların dalgalanmasını arttırdığını,Güneş lekeleri ve partikül emisyonuna neden olduğunu ve bunların daha sonra Dünya’nın Manyetosfer’ine çarparak tıpkı bir zil gibi çaldığını öne sürer.

Bu planetlere ait manyetik sinyaller daha sonra anne karnındaki fetüsün sinir ağları tarafından algılanarak, bebeğin doğumunu haber verir.Seymour’un manyetoastroloji teorisine Fransız bilimadamı Michel Gauquelin’in insanların biyolojik saatlerinin gezegenler ile bağlantılı olduğuna dayanan çalışmasında da yer verilmiştir.Anne ve babanın çocukların doğum haritalarındakine benzer özellikler gösterdiğini savunan Gauquelin günümüz astroloji çalışmalarına en büyük bilimsel kanıtı sunmaktadır.Gauquelin çalışmalarında Venüs,Mars,Jupiter,Satürn ve Ay’ın etkileri üzerinde durulurken Seymour Merkür,Uranüs ve Neptün’ün Güneş lekeleri ve şiddetli Güneş aktivitelerinin oluşmasında rolleri olduğunu öne sürmektedir.

7 NİSAN 2020 : MARS -URANÜS KARESİ

Boğa transitine devam eden Uranüs ile Kova transitine yeni başlayan Mars arasındaki kare açı 7 Nisan 2020’de kesinleşecek.Etkisi on gün devam edecek olan bu zorlu görünümü anlamak için gezegenlerin yanında, bulundukları burcun semboliklerini de iyi anlamak gerekir.

Boğa burcu, attığı her adımın daha önce denenmiş,ortaya çıkan her sonucun daha önce görülmüş olmasını ister. Diğer toprak grubu burçlar gibi maddi ve manevi değerleri garanti altına almak onun için ideal olandır,riskten hoşlanmaz.

Diğer taraftan Kova deneysel,kısıtlamalar ve gelenekler doğrultusunda hareket etmeyen,kısıtlamaları aşıp özgürlük alanı yaratmaya çalışan bir enerjidir.

Bu iki burç semboliğinde iki gezegenin birbirlerine kare açı yapması ,olanı yıkmadan korumak ile yeni fikirler sunmak, deneyimler kazanmak arasında bir enerjiyi var eder.

Mars /Uranüs açıları özellikle de kare açıları oldukça yüksek enerji barındırır.Alışılagelmiş yöntemleri bir kenara bırakıp,bireyselliği özgünce ifade etmenin zorunluluğunu vurgular.İfade edilemeyen her duygu, büyük bir öfkenin dışavurumuna sebebiyet verebilir.

MARS / URANÜS KARESİNİN OLUMLU TEZAHÜRLERİ :

Orijinal ,devrim niteliğinde fikirlere altyapı sağlayan bir açı kalıbıdır.

Özgürlüğü hayatlarımızda en değerli kavram haline getirebilir ve bu nedenle olağan şartları tekrar gözden geçirmemizi,esaret olarak gördüklerimizden kurtulmamızı sağlayabilir.

Bu süreçte yaşama hümanist bir felsefeyle yaklaşabilir,eylemlerimizi bu yönde şekillendirebiliriz.

Teoriler ya da yeni buluşlar ortaya çıkabilir.Bunlar daha önce denenmiş yöntemlerle fakat farklı bir bakış açısı kullanılarak oluşturulabilir.Yine kendine has bir şekilde hayata geçirilebilir.

Azim ve cesaretle insanlığın yararına olacak konular ya da bireysel olarak ortak idealler için savaşabiliriz.Her şeyden önce insan diyebiliriz.

MARS / URANÜS KARE AÇISININ OLUMSUZ TEZAHÜRLERİ :

Fevri ve düşüncesiz davranarak ani kopuşlar,öngörülemeyen negatif olaylar yaşayabiliriz.

Kazalara çok açık bir pozisyon olduğundan ,risk aldığımız konularda kaza ihtimallerini arttırabiliriz.

Tuhaf amaçlar ön plana çıkabilir ya da bireysel olarak olduğumuzdan farklı isteğimiz artabilir.

Özgürlüğü bir takıntıya dönüştürebilir ve bu sebeple olur olmaz her şeye büyük tepkiler verilebiliriz.Bu nedenle ani şekilde olduğumuz koşulları terketmeye yönelebiliriz.Bir diğer tezahürü doğrultusunda,özgürlüğümüzden vazgeçerek, içinde bulunduğumuz koşullara boyun eğip bireyselliğimizi kaybedebiliriz.

Tabuları yıkma ve değişim isteğimiz üst seviyelere çıkabilir.

*Mars /Uranüs karesi aynı zamanda şiddetli fırtınalar,yıldırımlar gibi doğa olaylarını da tetikleyebilir.

*Dünya genelinde patlamalar, güç savaşları , kazalar, ani olaylar görülebilir.

Bu olumlu ve olumsuz tezahürler haritalarımızda farklı noktalarda aktive olurken ,aynı zamanda 5 Nisan’da açılanmaya başlayan ve 8 Nisan’da Terazi bucundaki Dolunay ile tetiklenecek olan Jupiter/Plüto kavuşumun etkisiyle ve Venüs’ün gölgeli günlerinin tüm sembolikleriyle birleşecektir.Gölgeli günler,Venüs’ün temsil ettiği negatif özelliklerini korkusuzca ortaya koyduğu ,retroya bağlanan bir geçiş sürecidir.

Ne koşulda olursa olsun alacağımız kararları objektif bir şekilde değerlendirmeli ve getirilerini en geniş kapsamıyla hesaplamalıyız.

NİSAN 2020 GÖKYÜZÜ GÜNDEMİ:KIRILMA NOKTASI

Günlük düzenimizi değiştirdiğimiz,hayatlarımızda şok etkisi yaratan bir Mart sonrası ,zorlu deneyimlerle dolu Nisan’a giriş yapıyoruz.Global düzeyde varlığını oldukça etkin şekilde gösteren salgın , bu ay ülkemizi en soğuk yüzüyle buluşturup,sert gerçekliğini ortaya koyacaktır.Her şeyden önce, enerji alanımızı koruma altında tutmanın bizler için çok değerli olacağını düşünerek hareket etmemiz gerektiğini unutmamalıyız.Nisan sonuna doğru ,yüksek ölüm oranlarının yanında iyileşme sayılarının da artabileceği bir döngüye giriş yapacağız.Gerçek vaka sayısını görmesek de durumu daha geniş planda yorumlayabileceğiz.

Fakat Neptün’ün haritamızın MC noktasına yakın orb aralığında seyretmesi nedeniyle, önümüzdeki bahar sürecine kadar salgın etkilerini tam anlamıyla bitirdik diyemeyeceğiz.Özellikle Jupiter’in retro hareketini bitirdiği Eylül Ayı(Neptün’ün dispozitörü) ülkemiz adına ikinci dalganın kuvvetli ihtimal olduğunu görüyoruz. Ekim ayında yayılma hızının kontrol altına alınması zor hale gelebilir. Kasım ayında tekrar kısıtlamaları konuşabiliriz.

3 NİSAN-7 AĞUSTOS VENÜS İKİZLER BURCUNDA :

Venüs her türlü ilişki dinamiğini anlatan bir gezegendir.Duygusal ilişkilerin yanısıra ticari ilişkiler de Venüs semboliğiyle kurulur.Finansal astrolojide Venüs satın almaları yönetir.Ayrıca ticaretin de yöneticisidir.

Venüs’ün sembolize ettiği bir diğer konu ise savaştır.Venüs ve versiyonları binlerce yıl boyunca savaşı yönetmiştir.Yani Venüs, savaşın asıl karar mekanizmasıdır.Anlaşmak ya da anlaşamamak,birleşmek ya da ayrılmak gibi ikililikler onun ana temasıdır.

Venüs ikizler semboliğine geçtiğinde ,değişen koşullara adapte olmamız kolaylaşır.Alt düzey kullanımı sık değişen saklı ilişkilerken,üst düzey kullanımı kolektif anlamda iz bırakacak sanat yapıtları üretmektir.Ticari anlamda ise en önemli vurgusu ticari casusluktur.

Venüs ikizler burcunda peregrindir yani başıboş hareket eder. Bu süreçte ikili ilişkiler ve ticarette aldanma/aldatılma durumlarından konuşuyor olabiliriz.Venüs ayrıca para birimidir.Dönüşüm sembolikleriyle dolu bir seneden geçerken ,para ile ilgili konular,değişimler gündemimizde olabilir.

Venüs ,bir buçuk yılda bir kere 42 gün kadar retro harekete girer.Özellikle retro bitimindeki son günlerde savaş pozisyonuna geçer.Bu sene 13 Mayıs – 25 Haziran arası retro hareketini gerçekleştirecek olan Venüs,ABD ‘nin sosyo-ekonomik olarak zor günler geçireceğinin sinyalini vermekte.Yine eş zamanlı olarak ,güç ve statü kaybına sürükleyecek bir çok olayla uğraşabilir.Toprak bütünlüğünü korumakta zorlanabilir.

5 NİSAN JUPİTER-PLÜTON KAVUŞUMU :

Jupiter ve Plüton kavuşumu on iki yılda bir gerçekleşir ve “büyük transformasyon” u simgeler.Olumlu tezahüründe “büyümek” deneyimlenir.Büyük bir yenilenme,arınma,reform ve metamorfoz yaşanır.İnançlar,yaşam felsefesi ve değerler iyileşmek üzere dönüşür.Negatif manifestosundaysa; büyük gaddarlık,katı,dogmatik,yargılayıcı ,fanatik ve diktatörce eğilimler büyür.İnançlar,değerler,etik,ahlak ve doğrular yozlaşır,çürür.Büyük güç savaşları yaşanır.

Jupiter /Plüton kavuşumuyla,derine inilir,derinin zenginliğine güvenilir.Böylece derinden dönüşülür.Ruhsal pislikleri fark etmek,bunları arındırmak ve kimliğe tekrar entegre etmek için olumlu bir dönemdir.İnsan adi bir metalden , altına evrilir.Aynı zamanda insan doğayla,evrenle ve Tanrı ile bir olarak dönüşümünü,gelişimini,saflaşmasını ve yükselmesini yaşar.Böylece ruhsal olarak iyileşir,rejenere olur.

2020’de 5 Nisan,30 Haziran ve 13 Kasım ‘da üç kez tetiklenecek olan bu kavuşum etkisi bizler için büyük yıkım ve dönüşümü getirebilir.Çünkü,Plüton yeraltının gerçek gücünün yüzeye çıkmasına yardımcı olur . Sembolik olarak deprem, yangın, volkanik hareketleri temsil eder.

Toplu ölümlerle de ilişkilendirdiğimiz bu kavuşum neticesinde can kayıplarında büyük artışlar gözlemlenebilir. Yılın ilerleyen aylarında ise gerçek vaka sayılarının daha fazla olduğunu görebilir, resmin bütününe bakabiliriz.

İlk tetiklenmesi 8 Nisan ‘da Terazi burcunda meydana gelecek Dolunay’dan alacak olan bu kavuşumla ikili zıtlaşmalar,meydan okumalar ve çatışmalar kendini göstermeye başlayacaktır.20 Temmuz 2020 ve 16 Ekim 2020’de ise “büyük ruhsal transformasyon”konusu bu defa başlangıç yapmak eylemiyle devam edecektir.Kişisel etkilerini ise ,22-24 derece öncü grup burçlarda (Yengeç,Oğlak,Koç,Terazi)gezegeni olanlar ve 22-24 derece Oğlak burcunun haritanızda düştüğü ev alacaktır.

7 NİSAN MARS-URANÜS KARESİ :

Sürpriz girişimlerin olduğu bir zaman dilimi olabilir. Yeni fikirler, gelişmeler bu dönemde karşımıza çıkabilir. Ayrıca gereksiz ani tepkiler ve tartışmalardan, dikkatsiz hareketlerden kaçınmak bizler için olumlu olacaktır.

8 NİSAN TERAZİ DOLUNAYI :

8 Nisan saat 05.34’te Terazi Burcu’nun 18 derecesinde Dolunay meydana gelecek.Anın yükseleninde 20 derece Balık burcunu görüyoruz.Neptün 19 derece ve Merkür 25 derece Balık konumuyla yükselene eşlik etmekte.Dolunaylar Güneş ve Ay konumunun zıt olduğu zamanlardır.Bir önceki yeniaydan bu yana gelişen konuların sonuçlarını gözler önüne sererler.Burada yaşanan kaoslar yeni bir düzen oluşturmaya yöneliktir.

Balık burcu ülkemizin dokuzuncu evine düşüyor ve burası uluslar arası konular,sınırlar,inançlar,ibadethaneler ile ilgilidir.Balık burcunun /Neptün’ün evi olan on ikinci ev sağlık,gizli düşmanlıklar,virüsler,kayıplar,bilinçaltı,sezgiler ,hapishaneler gibi konuları ifade eder.Bulunduğumuz durumu net biçimde açıklayan gökyüzü konumlanmasını başlıca, Neptün’ün transiti ve Balık burcu semboliği olarak gösterebiliriz.

Dünya gündemini meşgul eden salgın ,ülkemizde bu dönemde zirve yapabilir.Bu nedenle dolunay etkisi hapishanelerle ilgili kesinleşmiş kararlar uygulanabilir.Aynı zamanda toplu ölümlerin nedeni olarak gördüğümüz Jupiter/Plüton kavuşumuna kare açıyla bağlanan Dolunay ,mental olarak büyük bir baskı hissetmemizi,yüksek ölüm oranlarını,süreç yönetiminde daha katı kurallara gidilmesini(sokağa çıkma yasağı) ,doğal afetleri tetikleyebilir.

Aynı zamanda 15 Nisan’da meydana gelecek Satürn/Mars kavuşumu ülkemizin sekizinci evinde gerçekleşeceğinden,sıkı kurallardan yasaklara keskin bir geçiş yaşanabilir ,kurallara uymayanlar için güçlü yaptırımlar getirilebilir.

Bireysel olarak ;Yeniay döneminde aldığımız kararların,attığımız adımların sonuçlarını görebileceğimiz bir dönemde olabiliriz.

11 NİSAN-27 NİSAN MERKÜR KOÇ BURCUNDA :

Merkür Koç burcundaki seyri ,zihinsel aktivitenin yoğun olduğu,bir konudan diğerine atlama isteğimizin tavan yaptığı bir dönem olacaktır.Girişimci ruhumuzun iletişimimize yansıyacağı bu döngüde,konuları çok detaylandırmadığımızı,yüzeysel ve pratik olma ihtiyacımızın arttığını görebiliriz .Ön yargılı davranıp, objektif olmakta zorlanabiliriz.Koç burcunun gölge yanı olan “ben”deme arzusunu ikili ilişkilerimize yansıtabiliriz.

14 NİSAN GÜNEŞ – PLÜTO KARESİ /GÜNEŞ – JUPİTER KARESİ :

Güneş’in Jüpiter Pluto kavuşumunu tetikleyecek bir bölgeden geçiyor olmasıyla, tanınmış kişiler ön plana taşınabilir. İflaslar ve önemli görev değişiklikleri yaşanabilir. Kişisel olarak büyük tepkiler vermemeye özen göstermeliyiz.

23 NİSAN BOĞA YENİAYI :

Güneş Boğa burcuna geçtikten sonra, ilk Yeniay 23 Nisan saat 05.25’te Boğa burcunun 3 derecesinde meydana gelecek.Yeniay döngüsü 18-28 Nisan arasında etkili olacak.Uranüs ile kavuşum halinde olan Boğa Yeniayı,bu kez Satürn’e sert açısı olan Uranüs’ü tetikleyecek.

Zorunlu yenilikler,özgürlük alanlarındaki daralmalar,ekonomik kısıtlamalarla ilgili konular bir anda hayatlarımıza girebilir.Aynı zamanda Merkür’ün Plüton/Jupiter’e sert bir açıyla bağlanması nedeniyle gündemle ilgili yapılan yorumlar hakkında yaptırımların uygulanması, haber alma özgürlüğünün kısıtlanması, yayın organlarının susturulması gibi durumlar görülebilir. 23 Nisan 1920’de kurulan meclisi de yakından ilgilendiren bir Yeniay döngüsü olabilir.

Bireysel etkilerdeyse, koşulları sorgulamak ,sebep aramak kaynaklı panik ,belirsizlik hakim olabilir.Merkür Koç transiti nedeniyle, kolektif bilinçle düşünmekte güçlük çekebilir, bireysel düşüncelerimizi dile getirmek için oldukça istekli davranabiliriz.

25 NİSAN-4 EKİM PLÜTON OĞLAK BURCUNDA RETRODA :

Plüton retro hareketine 25 Nisan’da 24°59′ Oğlak Burcunda başlayacak ve 4 Ekim’de 22°59′ Oğlak burcunda son verecek.

Plüton, derinde barındırılan engellenemeyen güç ve bununla gelen dönüşümü simgeler.Plüton retrosunda, hayat tecrübesinde farklılaşmalar olur. Bu, bazen yıkım anlamına gelebileceği gibi aynı zamanda içinde yeni bir inşaayı da barındırır. Yeni konular, yeni durumlar ve bunlara adaptasyon gündemimizde olacaktır. Ayrıca eskiyi yenilemek, var olan bir konunun farklı bir boyut kazanması da retro Plüton’un getirilerinden olabilir.Virüsün asıl nedenini retro süresinde öğrenebiliriz. Bu dönem güç kaybetme korkusu,asi bir ruh yapısı gibi etkiler de verebilir.Saplantılar, takıntılar,öfke artabilir.

Dünyevi olan her şeyin ruhsal bir tezahürü de vardır.Somut dünyada yüzleştiğimiz şeyleri,iç dünyamızda yaşamadan değişime ayak uydurmamız zorlaşır.Özellikle Plüton retro hareketi söz konusu olduğunda gölgemizle tanışırız.

Plüton metafor olarak “yeniden doğuş”u temsil ettiği kadar,ruhumuzun ölümsüzlüğünü keşfetmemizle,ölümsüz işler ortaya koyabilmemizle de ilgilidir.En zayıf olduğumuz şeylerin en güçlü taraflarımız olduğunu,negatif duygularla kendimize bağladığımız yüklerin aslında hayatımızı kontrol etmemize engel olduklarını Plüton retro evrelerinde idrak ederiz.Bu nedenle retro Plüton dönemi kendimizi tanımak,meditasyon yapmak,bilinçaltı temizliği ,enerji çalışmaları için çok verimli bir dönem olacaktır.

Ülkemiz açısından baktığımızda gizli kalmış bir olay ya da bir doğal afet tetiklenebilir Tarihin akışını değiştirebilecek, henüz keşfedilmemiş konular su yüzüne çıkabilir.Bu dönüşüm sürecinden bambaşka bir forma bürünüp çıktığımızdaysa Ekim ayını görmüş olacağız.

Nisan ayı ,zihinsel devrimin başlangıcı olacak niteliklerle hayatlarımıza girerken ,Mayıs ayında olağan gündemin biraz daha rahatladığına şahit olabiliriz.Önemli olan kısım ise ,alacağımız tedbirlerin yanında ,enerji alanımızı korumak ve evrenin bize sunduğu süreci kaliteli değerlendirmek olacaktır.

*2020 yılının , karmik ilişkilerimizi çözümlemek için olağanüstü fırsatlarla dolu olduğunu tekrar hatırlatmak isterim.

27 NİSAN-12 MAYIS MERKÜR BOĞA BURCUNDA :

Merkür Boğa’dayken önce mantık ve dünyevi değerler konuşur. Yani bir anlık hevesler gündemde değildir. Sağlam, yavaş, kalıcı ve güçlü adımlar atma eğilimi vardır. Tek bir konuya tam odaklanıp başarı sağlama şansımız yükselir, ilişkilerde kriz varsa mantığın ve sağduyunun sesini dinleyerek kalıcı çözümler bulabiliriz. Aynı zamanda ,hayatımızda kusurlu ya da verimsiz olan konuları tespit etmek, bunları düzenlemek ve faydalı hale getirmek adına da gereken güç de bu transitle karşımıza çıkabilir. Maddi konular ve değerler daha fazla gündemde olabilir ve riske girmeden doğru anda doğru adımları atarak kazançlı çıkabiliriz.Teorideki konuları artık somut olarak hayata geçirmek adına gereken motivasyonu sağlayabiliriz.Merkür Boğa’nın dikkat edilmesi gereken gölgeli yanı ise sabit fikirliliktir.Fikirlerimizde esneme payı bırakmadan ,başkalarına empoze etmeye çalışabileceğimiz bir süreç olabilir.

AY FAZLARI :

1 NİSAN 2020 İLKDÖRDÜN

8 NİSAN 2020 DOLUNAY

16 NİSAN 2020 SONDÖRDÜN

23 NİSAN 2020 YENİAY

7 NİSAN 2020 : AY DÜNYAYA EN YAKIN KONUMDA (356,909 KM)

20 NİSAN 2020: AY DÜNYAYA EN UZAK KONUMDA (406,463 KM)

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın